Puan vermedi·142 syf.····Okunma: 11 Mart 2024 18:47 · Böylesine bir terbiyeyle, disiplinle ve sevgiyle yetişmiş bir insanın içinden bile acımasızlık ve ‘eğlence düşkünlüğü’ çıkabildiyse geri kalanımızın halini düşünemiyorum. Ali Bey, yetiştirilme tarzının tam tersi bir hayata mahkum oldu ve bunun tek suçlusu, annesi tarafından, Mahpeyker ilan edildi. Bana göre Mahpeyker sadece Ali’nin zaten doğasında olan bir zalimliği dışarıya çıkardı. Çünkü herkesin içinde bir gram da olsa kötülük vardır ama bunu kontrol etmek bizim elimizdedir. Ali Bey bunu başaramadı.
Ali Bey’in zalimliği demişken, kitapta Ali Bey’den sanki kurbanmış gibi bahsedilmesi biraz sinirimi bozmadı değil. Namık Kemal’in kalemine, edebiyatı kullanma tarzına hayran kaldım, (ilk defa
bir Namık Kemal romanı okuyorum) ama bütün zalim rolünün Mahpeyker’e yüklenmesi bence yanlış. Evet, Ali Bey ilk başta masum olsa da sonrasında kendi kendini karanlığa teslim etti. Ayrıca Dilaşup’u ölesiye dövdükten sonra milletin hala tek endişesinin Ali Bey’in sağlığı olması ve kimsenin Dilaşup’u umursamaması da dikkatimi çekti. Tabii bunlar günümüzde yanlış geliyor, ama o dönemin şartlarını göz önünde bulundurursak bir cariyenin çok da önemli olmaması gayet normal.
Mahpeyker, bir insanın ‘aşk’ adı altında ne kadar ileri gidebileceğinin bir kanıtıdır. İlk başta aşkının gerçek olduğunu sansam da, işin Dilaşup’a işkence, etme hatta Ali Bey’i öldürme derecesine geldiğini görünce sadece takıntı ve hırstan ibaret olduğunu anladım. Kimse ‘aşk yolunda her şey mübahtır’ demesin çünkü bu sadece aşkı kirletmek olur. Aşık biri sevdiğine kıyamaz, kıymamalı.
Özetle, beğendiğim bir kitap oldu. Asla, asla demeyin sözünü kanıtlayan bir kitap. Karanlık bir çukura girmenin ne kadar kolay, ama çıkmasının bir o kadar da zor olduğunu kanıtlayan bir kitap. Ve soruyorum, yanlış yolda olduğunu fark etmek için illa her şeyini kaybetmen mi gerekiyor?