·167 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Nisan 2024 09:54 Evin dahisi bir abi, bildiğini okuyan, bunu yaparken etrafındakilerin de canına okuyan bir anne, evin içinde mütemadiyen duvar ören, titizlik hastası bir baba..Babanın ördüğü duvarlar yüzünden arı kovanına benzeyen evde kendi peteğini yapmaya çalışan bir kız çocuğu, bizimki.
Bizimki diyorum, çünkü bir yandan özkurmacanın nefis bir örneği olan bu kitap, yazarın tarzı nedeniyle pekala kurmaca gibi okunuyor. Kendi hayatını anlatırken bu kadar alaycı davranan, kendi deyimiyle ‘gözünü yaşartan sözleri kağıttan okurken domates sosu sıçratan, biri onu terk ederken fermuarını açık unutan’ biriyle karşılaşmamış olmalıyım. Sanki yaşamını anlatmak için değil de sadece uydurmak ve uydururken azami hazzı almak için yazıyor. Ve bunu öyle bir boşvermişlikle yapıyor ki, gerçek ile kurmaca arasındaki sınır belirsizleşiyor. Yalan dolan yani:)
Okurken içimden sürekli şunu tekrar edip durdum: Yahu bu İtalyanlar ne kadar çok benziyor bize. Kendi çocukluk anılarına dönmemek, ilk gençlik krizlerini anımsamamak, aile tarafından kuşatılmış o kızla el ele tutuşmamak mümkün değil. Ve elbette, tıpkı bizimkine benzeyen o toplumun içinde bir kadın olarak dünyaya gelmek, bu büyük suçun tüm ceremesini çekmeden ayağa kalkamamak da var. Bu yanıyla, sadece kadın yazarların kitaplarını yayınlama düsturuyla kurulmuş bir yayınevinin seçebileceği en mükemmel ilk kitaplardan biri, kuşku yok.
Dedesini anlatırken ikili ilişkilere dair kurduğu şu benzetmeye bayıldım: ‘birbirinin hayatının kiracısı olmak’. Ve babasının ardından yazdıklarını okurken bir yandan içimi çeke çeke ağlamak, bir yandan kahkaha atmak, bu ikisinin tam ortasında bir yerde ‘paradoksun doruklarındayız’ diye bağırmak istedim. Bu ruh hali-halleri, tüm kitap boyunca bana eşlik etti sanırım. Nefis kitap, okuru bol olsun.