Morgue Sokağı CinayetiEdgar Allan Poe
Edgar Allan Poe, sanatçı bir anne, Elizabeth Arnold Hopkins Poe, ile sanatçı bir babanın, David Poe, Jr., ikinci evladı olarak 19 Ocak 1809’da Boston’da doğar. Henry Leonard Poe (1807 – 1831) adında bir ağabeyi ve Rosalie Poe (1810 – 1874) adında bir kız kardeşi vardır. Babası ailesinin mesleği olan avukatlığı seçmediği için evlatlıktan reddedilir. Başarısız bir tiyatrocu olduğu için alkolik olur ve ailesini sefalete sürükler. Annesi eşinin evi terk etmesinden kısa süre sonra tüberkülozdan ölür. Ebeveynlerini henüz çocukluk çağında kaybeden Poe'nun tüm eserlerinde yalnızlık ve ölüm teması görülür. Genç, güzel ve iyi kadınlar, Poe’nun eserlerinde ya ölmüş ya da ölmek üzere olarak resmedilir.
Mourge Sokağı Cinayeti , 1841 yılında yazılmıştır. Edgar Allan Poe bu öykü ile dedektif edebiyatının öncü ismi olmuştur. Dupin adlı karakter ilk dedektif olarak kabul edilmektedir ve dedektif edebiyatının arketipi olarak görülmektedir. Öykü birçok yazarı etkileyerek Sherlock Holmes ve Hercule Poirot gibi önemli karakterlerin şekillenmesine, edebiyat dünyasına kazandırılmasına da yardım etmiştir. Sherlock Holmes’un yaratıcısı Arthur Conan Doyle, ünlü dedektifi Sherlock Holmes’u yaratırken Poe’dan, Tıp Fakültesi’ndeki akıl hocası Dr. Joe Bell’den ve kendi yaşantısından etkilenmiştir.
Bu öykü Dupin'in maceralarının isimsiz bir anlatıcı tarafından aktarıldığı bir üçlemenin ilk kitabıdır. Öykü "Morgue Sokağında İki Taraflı Cinayet" (1948) ve "Morgue Sokağı Cinayeti " (1953, 1987) adıyla Türkçe'ye çevrilmiştir. Öyküde Morgue Sokağında yaşayan bir anne ve kızın vahşice öldürüldüğü cinayet anlatılmaktadır. İlk bakışta olay çok doğaüstü bir şekilde gözükmesine rağmen çözümleyici olarak bakıldığında basit bir olaya dönüşür. Pariste tanışan iki arkadaş olayı incelemeye başlar. Dupin bu sıradışı olayda sakinliğini korur ve suça değil suçun nasıl işlendiğine odaklanır. Aklıyla kimsenin düşünmediği bir ihtimali değerlendirir. Değerlendirme sonucunda cinayeti bir orangutanın işlediğini ortaya çıkarır. Bu noktada suç kavramı sosyal koşullardan ve saf vahşetten soyutlanmış olur. Suç toplumsal bir olgu olarak da ele alınmaz . Dolayısıyla, suçun tabiatına eğilmekten ziyade, suçu nasıl işlendiği ve suçlunun kim olduğu asıl sorulan sorudur. Suç etik bir konu olarak değil, bir analiz verisi olarak değerlendirilir.