Neyi fark ettim biliyor musunuz?
Günlük hayatın telaşında okumaya vakit ayırmaya çalışırken en çok ihmal ettiğim "dergiler" olmuş. Romanlara, şiir kitaplarına bir nebze tutunabilmişim de süreli yayınlardan eksik kalmışım. İnsan bir şeyin tadına varmayınca eksikliğini de duyumsamıyor, bunu kafamı kaldırıp birkaç sayı dergi okuyunca anladım.
"Öfke de yorulur mu yılların yorduğu bir insan gibi?"
Her ay bir duygumuza hitap ediyor 6’dan 66’ya - Sayı 03 (Mart 2024) Korku, ümit derken üçüncü sayının konusu "öfke" Hepimizin içinde var olan bir duygu değil mi? Kimimizinki yeri gelince kimimizinki çağlayanlar gibi bitip tükenmek bilmezcesine. Kontrol edebilsek olması da gerekli içimizde. Ne der Morgan Freeman, "Hiçbir şey hissetmiyorsanız, yaşamıyorsunuz." Öfke de bir his, içimizin derinlerinde hissettiğimiz. Onu da yitirirsek hissizleşmez miyiz?
"Acaba anlayan insan, cennet nimetleri arasında var mıydı?" (s. 31)
Derginin en sevdiğim bölümü "arkası yarın"ları oldu. Merakla bekler oldum bu vesileyle sonraki sayıyı. Arkası yarındı, bugün dünün yarını. Tabii yine arkası yarın, tıpkı eski zamanlarda gazetelerde yayımlanan romanlar gibi... Eskiye hitap eden şeyleri sevdim hep. Siz de seviyorsunuz biliyorum, ruhumuzun bir yanı hep bir nostaljik. Gözümüzün biri hep arkada...
Her yerden tanıdık bir sima çıkıyor sayfalar geçerken... Kimi yerde "İçimden Şu Zalim Şüpheyi Kaldır Ya Sen Gel Ya Beni Oraya Aldır," diyen İsmet Özel, kimi yerden Telsiz Parçaları ile Ali Lidar, kimi yerden bir şiiriyle Ahmed Arif:
Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne - üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.
Her yaştan okura hitap eden dergi, her yaş için de kitap tanıtımları yapıyor. Ayın temasına uygun bu eserlerin kimini okudunuz, kimisi sizin keşfinizi bekliyor. Ve olanca samimiyeti ile okur mektupları...
Oldukça yerinde değerlendirmeler yapan dergi bir yerde eleştirinin dozunu kaçırıp ülkedeki öğretmenlerin okuma düzeyini eleştiriyor. "Çünkü öğrencilerin kitap okuyup okumadığını sorguladığımız bir ülkede kimse öğretmenlerin kitap okuyup okumadığını sormuyor. Kendisi okumayan öğretmen, kitabı öğrenciye nasıl sevdirsin?" Üstelik bunu lise öğrencileri üzerinden yapıyor: "Sevgili lise talebeleri, eğer siz edebiyat hocalarınıza bu tarz sorular sormaya devam ederseniz, öğretmenler de bir yerden sonra 'okumadım' cevabını vermekten sıkılarak ve hatta utanarak kitap okumaya başlayacaklardır." Şunu gururla söyleyebilirim ki hangi okula gidersem gideyim kitap tartışabiliyorum öğretmen odalarında, hangi kitap kulübüne katılsam öğretmen dolu. İstisnalar elbette mevcut, her meslekte olduğu gibi. Ama öğretmenler okuma konusunda bu ülkenin yüz akı. Bahsi geçen hususta lise öğrencileri tarafından okumaya teşvik edilemeyecek kadar...
“Aynı derdin ıstırabını hisseden bir başkası da varmış,” deyip daha az yalnızlık hissediyoruz sanki. Kitapların yalnızlığı azaltması belki de bundan.
Gündeme yabancı olmayan, Filistin meselesine de değinen, aylık takip edilmeye değer bir dergi 6'dan 66'ya. Sonraki sayıyı okumak için şimdiden can atıyorum. Bir sonraki incelemede buluşmak, inceliklerimizden kırılmamak dileğiyle...