Puan vermedi·112 syf.····Okunma: 04 Mayıs 2024 14:50 Tanzimat yıllarının sayılı kadın yazarlarından Fatma Aliye, romanlarında çizmiş olduğu kadın portreleri ile bizlere yaşadığı dönem hakkında ayrıntılı bilgiler sunuyor. Mücadeleden yoksun, eğitimden men edilmiş bir kadının yaşamında ne gibi sorunlar yaşanacağını kişisel gözlemleriyle anlatan yazarımız, bu gözlemlerin yanı sıra düşüncelerine birtakım felsefî ve sosyolojik deliller de sunarak anlatımını zenginleştiriyor. Bu yetkin bilgilerini, zannımca, en iyi sunduğu kitaplarından biri olan Udi'de, özellikle satır aralarında açıkça kendini belli eden amaç ve sonuçlarında okuyabiliyoruz.
Kadınların sosyal hayata aktif katılımı ancak alacakları eğitim ile mümkündür. Bu eğitimden yoksun bırakılmak kadın erkek fark etmeksizin yerde biten bir ottan farksız yaşamaya mecbur bırakır insanı. Düşünmeyi bırakırsa neye benzer insan? Bunu irdelemeye çalışan Fatma Aliye, karşısına çıkan insanların yaşamlarını gördükçe, dertlerine ortak oldukça anlar ki bir an önce okumalı kadınlarımız. Okumadıkları hâlde gerçek, tıpkı karakterimiz Helula'nın yaşadıkları gibi, önlerinde durur. Başlarında belirgin bir otoritesi, dayanağı bulunmayan insanların, özellikle kadınların sonları Helula gibi kötü amaçlara hizmet etmekten öteye geçmez. Ana karakterimiz Bedia, sahip olduğu dayanağını kaybettiği zaman Helula'nın söylediklerini aklına getirir. Elden ayaktan düşmeden bir an önce çalışması, sorumlu olduğu insanları gözetmesi gerektiğini bilen Bedia, bu fikirlerin hiçbirine kulak asmadan hakkıyla çalışması gerektiğini kendine hatırlatır. Çocukluğundan beri babasıyla gitgide geliştirdiği ud çalma yeteneği tam da bu zor anlarında imdadına yetişerek hem kendisine hem de bizlere samimi bir gerçek sunar. Sahip olmak istediğimiz şeyler için vicdanımızı dinleyerek hareket etmeninin önemini. Eğer Bedia vicdandan yoksun bir kadın olarak geçimini sağlamanın farklı yollarını bulsaydı öleceği zaman onca tanıdığının dudaklarından şu sözü duymazdı belki de: Çok yazık oldu!
İşte Fatma Aliye yaşamın bu gerçekliği ile tanıştırır okuyucularını. Bu öyle samimi, öyle içten gelmiş olmalı ki o dönem yayımlandığında pek çok okuyucu tarafından gözyaşları ile bitirildiği ve uzun süre etkisinden çıkılamadığı söylenir. Erkeklerin çoğu alanda egemen sayıldığı, buna edebiyat da dahil, Tanzimat zamanlarında türüne az rastlanır bir başarıdır bu.
Bu sözlerim salt bir kadının çabasını övme ihtiyacı değil; yasakların, alaylı bakışların arasında, bir kadına şans verildiği takdirde erkekler kadar başarılı olabileceklerini gösterme isteğimdendir. Cinsiyet farkı gözetilmeksizin başarının ırka, dine, konuşulan dile bakmadığını; akıl ve vicdana, yüksek bir çaba ve sabırla geldiğini hatırlatmakta yarar olduğunu bildiğimdendir tüm bu çabam.