Manguel’in Massey Konferansı’nda yaptığı sunumun kitaplaştırılmış hali Kelimeler Şehri. Müthiş güzel bir derdi var bu kitabın. Öteki’nin kabul göremediği toplumsal yapıları, tahammülsüzlüğü, ırkçılığı eşeleyip, “hikayelerin bizi ve içinde yaşadığımız dünyayı değiştirmesi mümkün mü?” diye soruyor.
Neden bir aradayız, toplumsal krizleri nasıl çözeriz sorularının cevaplarını politikacılar verir. Hepsi kendi siyasi görüşüne yaslar sırtını, kendi penceresini açar, kendi manzarasını över. Manguel ise edebiyata yaslıyor sırtını. Gılgamış Destanı’nın, Don Quijote’un sayfalarını açıyor, cevapları orada arıyor. Çünkü politik görüşü, konuştuğu dil, doğduğu coğrafya, derisinin rengi, cinsiyeti ne olursa olsun, herkesi insani bir paydada birleştirebilecek tek pencere, edebiyat.
Hem toplamda kocaman bir çerçeve çizen, hem de bunu küçücük anekdotlarla beslemeyi bilen bir kitap bu. Sürgündeki Döblin’in yazdıklarıyla dille olan ilişkimizi, Kafka’nın Nazi kamplarındaki Milena’sının anılarıyla, hikayelerin bize nasıl iyi geldiğini anlatıyor. Neden okuyoruz, ne bekliyoruz tüm bu hikayelerden, niye sığınıyoruz onlara? Dünya umutsuzluklar yığarken önümüze, hiçbir yerde iktidar kurmamış kelimeler bizi ümitvâr kılmayı nasıl başarıyorlar?
Manguel’in diğer kitapları biraz daha sohbet ediyormuşuz gibi hissettirmişti. Bu bir konferans sunumunun dökümü olduğu için biraz daha zaman ve sabır istiyor okurundan. Ama bu nefis olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
# Esen Ezgi Taşçıoğlu çevirisi