Alonso'yu (yani Don Kişot'u) TRT'nin ucuz çizgi filmlerindeki aptal tiplemeyle, müptezelden hallice hareketleri ve çıkardığı anlamsız seslerle, ipe sapa gelmez beceriksiz tasvirlerle tanımak zorunda kalmak bizim nesle karşı işlenen en büyük edebiyat/kültür günahlarından birisidir sanırım.
Alonso hayalperest ve saf bir ihtiyardır. Pek dışarı çıkmadığı köyünde gündüz toprağında çalışıp akşamları kitap okumaktadır. Eski zamanlara olan hasretini ve merakını şövalye hikayeleriyle beslemekte, uzun saatler boyunca bu hikayelerin içerisinde hülyalara dalmaktadır. Kendini şövalye sanmasına kadar varacak bu naifliği etrafınca bilinmekte, insanlar Alonso'nun bu kusurunu çıkarları için kulanmaktadır. Günün birinde aklı iyiden iyiye uçar. Kendini dünya üzerindeki son seyyar şövalye sanmaya başlar ve evdeki tencereleri, kazmaları zırh, silah zannedip kuşanır. Zayıflıktan ölmek üzere olan uyuz beygirini soylu bir kısrak gibi görür ve yolculuğuna başlar...
Bahsettiğim çizgi filmlerin de etkisiyle, çocuk aklıyla okunduğunda olmaz maceralara çıkmış yaşlı bir delinin komik yolculuğu sanılır bu roman. Bir entelektüel ise şöyle diyecektir: 'Don Kişot yıllanan kültürdür, Sanço Panza ise çağdaştır, medeniyettir. Don Kişot, çöken bir devri kılıcı ile yaşatabileceğine inanır... Siz yine de Don Kişot olun. Tek hürmet ettiğim adamdır. Çoktan kaybedilmiş bir davanın ancak bu kadar fedakar bir kahramanı olabilirdi. Oysa dünya Sanço Panzalar ile doludur" - Cemil Meriç.
Okunması gerektiği şekliyle "Don Kihote" tüm zamanların en çok basılan, en çok bilinen, en çok dile çevrilen ve bilimum en ile başlayan tüm istatistiklerinde (en çok okunan değil) ilk beşte olmasından mütevellit popüler kültürde sıklıkla yer alan ve küçükken uyduruk bir çizgi film ile hikayesi öğrenildikten sonra bir daha ilgi duyulmayan, bu sebeple çağdaşlarımız arasında derinlemesine inceleyenine pek rastlayamayacağımız bir başyapıt. Bu öyle bir başyapıt ki; eğer Kafka ölümünden sonra eserlerinin gördüğü ilgiye şahit olsaydı, kendi yaşamı için üzüldüğünün beş katı kadar Cervantes için üzülürdü. Zira bence modern ve post modern romanların arasında en değerlisidir Don Kihote.
Benden burada İspanyol Dİli ve Edebiyatı dersindeymişiz gibi bir inceleme beklemeyin. Ararsanız binerce makale, binlerce inceleme, binlerce uyarlama bulursunuz. Zira bu eser yazılalı tam tamına 400 yıl olmuş...
Okurken anlayacaksınız ki Don Kihote -o maskenin altındaki gerçek insan Alonso- asıl savaşını zamanın değirmenlerine, çağının gerçekliğine karşı açmıştır. Her mücadelesinde aşkına yani Dulcinesine haykırır, ona kavuşmak, ona daha güzel bir dünya vermek için savaşır. O değirmenler öğütür Alonsoyu. Kendi gerçekliğini yaratan ve sistemin, çağın, zamanın değirmenlerinin karşısında kendi dünyasında ve kendi arzularıyla duran Alonso bu yüzden her dönemeçte bir tekme yiyecektir. En nihayetinde yenik, bitik bir halde aklı başına gelmiş olan Alonso tek başına evine döner. Tüm derdi çil çil altınlar olan yaver Sançoya, çoktan kaybedilmiş bir savaşın ganimetlerini bulmayı başından beri hiç istemediği için, bir daha inanmayacak, tüm mal varlığını da yoksullara bağışlayıp bu dünyadan göçecektir.
Anlamak isteyene çok şey anlatan, bulmak isteyene sonsuz bir maden veren bir eser bu. Öyle çok metafor, öyle çok gizli anlam, öyle çok alt metin var ki okurken yazarın dâhi olduğunu düşünmemek imkansız. Basit bir olayı -mesela Don Kihote'nin yol üzerindeki bir hana girişi, hanı şato, hancıyı ise lord sanması- bile işlerken okuyucuya öyle şeyler söylüyor ki satır aralarında siz bu halisünatif adamın gördüklerinin ve yaşadıklarının basit bir güldürünün sığ parçaları olmadığını,o hancının ilerleyen zamanın lorldarı olduğunu anlayıveriyorsunuz.
Kısacık bir pasaj daha ekleyip bitiriyorum.
Derebeyler zamanında, bir şahıs istediği kadar zengin olsun; tacirler de dahil olmak üzere hiç kimsenin lord ve benzeri ünvanlara sahip olamadığını, bunun sadece soy ile kazanılabileceğini biliyoruz. Cervantes bir hancıyı neden lord sanmaktadır? Bu sorunun cevabı coğrafi keşifleri izleyen zamanda; yani yaklaşık olarak 15. yüzyıl ve sonrasında tacirlerin özellikle köle ticaretiyle kazandığı muazzam servet sayesinde derebeylerinin en ufak bir hizmetine dahi muhtaç olmayacak pozisyona gelmeleri, ilerleyen zamanda toprak sahibi olmaları ve Cervantes'in öngörüsü ile hanların şatolara, hancıların lordlara dönüşmesidir.
Şarap şişelerindeki içkiyi kan gibi görmesi ve her birini parçalamaya çalışmasını yorumlamak için sanırım paragraf paragraf yazsam da az gelecektir.
Uzun lafın kısası; benim için her satırı ayrı dolu, her satırı ayrı anlam sahibi bir başucu eseridir. Çocukluktan yetişkinliğe her dönem ayrı tat ve ayrı mana verir.
Bahsettiğim gibi, kanaatimce hem modern hem de post modern zamanların en iyi romanıdır.