Selim profil resmi
So this is how liberty dies, with thunderous applause...
60 okur puanı
06 Şub 2017 tarihinde katıldı.
  • Selim paylaştı.
    172 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    “Babalar alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır.”

    (Hasan Ali Toptaş)

    “Sürekli erkekliği ile sınanan bir erkeklik dünyası var Türkiye’de.”

    (Ayfer Tunç)

    Hamile bir kadının erik aşermesi gibi canımın Ayfer Tunç anlatısı çekmesiyle bir gece oturduğum koltuktan aniden kalkıp kitaplıktan seçerek başladığım Ayfer Tunç’un kitabı Aziz Bey Hadisesi’ni üç günde bitirdim. Başladığım gece dahi bitirebileceğim bu güzelim kitabı uzata uzata üç güne yaydım ve sanırım Freud’un dediği gibi hazzın süresini biraz daha uzatarak daha mutlu oldum.

    Aziz Bey Hadisesi, bir büyümeyi ve her erkeğin başından geçtiği gibi yıllar geçtiğinde istesek de istemesek de babamıza dönüşmemizi anlatıyor aslında. Roman her ne kadar karşılıksız bir aşkın peşinde kendini heder eden Aziz Bey’in kırık öyküsünü işlese de bana göre romanın temel çatışması karakterimizin yavaş yavaş, ustalıkla babasına dönüştürülmesi. Sanırım Orhan Pamuk’un bir romanında dediği gibi “Babamız öldüğü gün doğuyor, büyüyor ve gittikçe ona dönüşüyoruz.” Bu, her ne olursa olsun gerçekleşiyor.

    Metnimin başına eklediğim gibi “sürekli erkekliği ile sınanan bir erkek dünyası var Türkiye’de.” Buna bağlı olarak da erkeğin(!), güçlü, her daim ayakta ve işinde gücünde bir adam olması isteniyor Aziz Bey’den. Oysa Aziz Bey zarif, sanatla ilgilenen incecik bir erkek. Bunun da romanın ikinci doğası, ikinci çatışması olduğuna inanıyorum.

    Seksen sekiz sayfalık romanın karakterlerinin incelemesine gelirsem Aziz Bey dışındaki kişiler keskin hatlarıyla verilmiş ve biraz karikatürize halde. Ki bu kısa romanın çoğu Aziz Bey ve onun zaaflarına ayrılmış, öteki kişiler ise onun zaaflarının esere yedirilmesi için kurgulanmış figüranlar. Kısa öyküden hallice bu eserde ben Vuslat’ı ve zarif halini sevdim. Benim bildiğim Ayfer Tunç öteki eserlerinde yaptığı gibi Vuslat gibi bir tipi de alıp farklı bir öyküsünde veya romanında karaktere dönüştürebilir. İşte metin içinde metin!

    Nedenini tamamen kestiremesem bile Ayfer Tunç’un anlatım biçimine, diline, tek tek her cümlesine bayılıyorum. Son aylarda tanıştığım Ayfer Tunç’u bundan dolayı sık sık okumak istiyorum. Burada asıl payın Ayfer Tunç’un biraz da kahvehane raconumcu dili etkin kullanmasının payı olduğunu sanıyorum. Birçok anlatı okudum ama erkeklerin dünyasını erkeklerden daha iyi -bir kahvehane sahnesini dahi - Ayfer Tunç’tan daha iyi yazabilen birini görmedim.

    Gelelim sona: Uzun zamandır inceleme yazmıyordum. Yazmak da içimden gelmiyordu. Bence bir eser kendini söyletir, kendini yazdırır. Bu nadiren oluyor bende. Olduğunda da Sylvia Plath’ın da dediği gibi “İçimde susturamadığım bir ses olduğu için yazıyorum.”

    Bu kez, Ayfer Tunç içime bir ses oldu. Hadi benim hakkımda yaz, dedi. Yazdım. Aziz Bey ile maceramız asıl böyle başladı.
  • 573 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Açıkçası tüm incelemelerin kitabı yere göğe sığdıramaması üzerine, incelemeden çok okuma tecrübesi gibi ve temsil ettiği edebi akıma karşı bir reddiye olacak bu yazdığım. Zira, yıllar yıllar önce okuduğum bu kitabı beğenmemiş, depresif ve kasvetli bir atmosfer yaratmak için elinden gelen her şeyi yapmayı aklına koymuş olan yazarın ilerlemeyen ve sık sık tıkanan anlatımından da çok bunalmıştım.

    Bukowski bu kitap için çok acayip güzellemeler yapmıştı oysa. Yanlış hatırlamıyorsam 'son 200 yılın en iyi kitabı' demişti...

    Hepimizin hayatın karanlık tarafına dair izlenimleri var değil mi? Hepimiz şu namlı siyah, büyük kapının aralığından biraz baktık o berbat sonsuz karanlığa. Bazılarımız o karanlığın içinde doğmuş bile olabilir. Kötü günlerimiz, ölümü düşündüğümüz zamanlar vardır. Sevdiklerimizi kaybettiğimiz ya da sadece kalabalıklar içinde kendimizi bir başına hissettiğimiz, anlaşılmadığımızı, yanlış yerde, yanlış zamanda doğduğumuzu, yaşamayı beceremediğimizi, hep hata yaptığımızı düşündüğümüz zamanlar. Vardır. Ruhumuz bazen karartır gökyüzünü, etrafı görmekte zorlanırız. Fakat insanın içindeki yaşama sevincini emecek derecede ruh üzerinde etkili olabilen bu karanlığın derinliklerine inme ihtiyacı hiç duymadım. Orada beni tanımlayacak, eksik yanlarımı tamamlayacak, ruhumu yükseltecek bir şey olduğuna hiçbir zaman inanmadım ve bu kitap da düşüncelerimi değiştirmedi. Oysa edebiyat tam da bunun için vardır; insanın ruhunu yükseltmek.

    Yanlış anlaşılmasın, burada dünya çapında büyük beğeni toplamış ve saygın yazarlar tarafından övgüye boğulmuş bir eseri gömme çabası içinde değilim. Zaten ne haddime? Ben öylesine bir okuyucuyum. Benim asıl eleştirim bu ve bunun gibi kitapların oluşturduğu temaya yönelik. Burada biraz laf etme hakkına sahip olduğumu düşünüyorum çünkü ben de edebiyata meraklı biriyim.

    Şöyle anlatayım: depresyon edebiyat teması olamayacak kadar ciddi bir şeydir. Her ne kadar arkadaş ortamında genelde "yine depresyonda mısın sen?" laflarıyla dalga geçilen veya sosyal medyada dandik resimler ve varoş şiirlerle birlikte paylaşılan bir "meme" bir konu olsa da, depresyon sebebiyle insanlar canlarına kıyıyor. İntihar eden insanların çok büyük bir çoğunluğu depresyon dönemlerinde canlarına kıyar. Cinayetlerden bazıları depresif ruh hali içerisindeki insanlar tarafından işlenir. Geçen sene müzik dünyasından çok severek dinlediğim Chris Cornell, Dolores O'riordan, Chad Bennington gibi isimler girdikleri depresyon sonucu, dünya çapında ünlü olmaları, milyonluk servetleri ve geride bıraktıkları aileleri, çocukları olmasına rağmen, kendilerini öldürdüler. Depresyonun ciddiye alınması için gereken yeterli bilgi bu değildir elbette ama benim aklıma bunlar geldi işte. Uzun lafın kısası, depresyonun sonu intihardır ve hafife alınmamalıdır.

    Depresyon da nereden çıktı, bu kitabın ne alakası var depresyonla, öznel ve felsefi bir kitap değil mi bu?

    Değil arkadaşlar. Bu kitap resmen okuyanın zihnini depresyona sokmak için elinden gelen ne varsa yapan, kasvetli ve bunaltıcı bir hap gibi.

    Kendi okuma deneyimimi anlatayım. Kitap başından sonuna kadar karanlık bir atmosfer oluşturmaya çalışıyor. Uzun ve bıkkın ruh hali betimlemeleri, insanların tuhaf, anlamsız alışkanlıkları-huyları üzerine tespitler, amaçsız kötülük ve insanlardan genel olarak nefret hali, daha sonra bazı kısımları otobiyografik olan bilinç akışı cümleleri derken kitapta olayların neredeyse hiç ilerlemediğini fark ettim. "Bu bir roman değil herhalde?!" diye kendi kendime söylenmeye başladıktan sonra da kitabı okuma hevesim geçmişti zaten. Yarım bırakmamak için ama en çok sohbet etmeyi çok sevdiğim arkadaşıma söz verdiğim için, sonuna kadar okudum ve bitirdim kitabı. Çok zorlu geçen birkaç ayımı aldı bitirmek ve bittiğinde gerçekten bu işkenceden kurtulduğuma memnundum.

    Şöyle söyleyeyim; eserin yazarı olan Louis Ferdinand Celin'in insan tasvirleri Rubens'in tablolarından çıkma bir korkutuculuğa sahip. Dünya üzerinde erdem sahibi olan bir tek insan yokmuş, iyilik düşünen tek bir ruh tanımamış, tek bir hata yapan ömür boyu o hatanın altında böcek gibi ezilecekmiş gibi bir gerçeklik yaratıyor size bu kitap. Okudukça kendinizle bağdaştırabileceğiniz günlük eksiklikler, hatalar, düşüncesizlikler buluyorsunuz, bunu yapıyorsunuz çünkü eliniz mahkum, yazar insanları iyi gözlemlemiş fakat sıkıntı şu ki sanki tüm bunları çok önemsemeliymişsiniz, önemsemezseniz hata yapıyormuşsunuz gibi anlatıyor her şeyi. Düşünsenize, sabah işe giderken araba sürüyorsunuz diyelim. Uyku sersemi araba kullanırken bir su birikintisine girip çıktınız ve yandaki kaldırımda yürüyen bir insanı biraz ıslattınız diyelim. Sırf bunun için size 40 paragraf insanlık dersi ve eleştirisi verildiğini düşünün. O satırları size yazan insanın inanılmaz iyi edebiyat yapabilmesi, araya doğru tespitler sıkıştırıp tüm paketi size yedirmeye çalışması ve sonunda da tüm insanlardan bıktığını söylemesi nasıl olurdu? Bayardı değil mi? Bu kitap da bayıyor. Tereyağına ve şekere boğulmuş bir kilogram tulumba tatlısı ikramı gibi bayıyor. Bir yerden sonra da mide bulandırıyor.

    Oysa Dostoyevski de ömrü boyunca depresyonla mücadele etmiştir ama böyle bir kitap yazmamıştır, değil mi? Tolstoy ona keza. Charles dickens? Manik depresifti ama dünyanın en umut verici kitaplarından birisini yazdı; Oliver Twist. Kafka? Klinik depresifti. Kasvetli kitaplar yazdı ama ne tüm dünyayı, ne de insanlığı suçladı. Aksine, modern edebiyatın başlangıcı sayılacak kitapların yazarıydı. Bu liste uzar gider. Hiçbirisi de Louis Ferdinand Celin gibi 'dünya bombok, insanlar pislik' tavrına sahip değildir.

    Tezer Özlü de böyle depresif mesela. Aslı Erdoğan da böyle. Nefret ediyorum bu temadan. Bana sorarsanız edebi açıdan zararlı bu yazarlar.

    Edebiyat dediğin insana ışık vermeli. En eleştirel, en kasvetli kitap bile içerisinde Kafka gibi kara mizah barındırabilmeli. Tamamen sizi gömmeye, karanlığa kapanmaya dayalı bunun gibi kitaplar özellikle 15-25 yaş aralığındaki insanlara okutulmamalı. Çünkü bu tür yazarların yeteneği size dünyayı sanki kendi çizdikleri gibi gösterebilmeleri, yazdıklarına okuyucuyu inandırabilecek kadar iyi gözlemci olmaları ve doğru kelimeleri doğru yerlerde kullanabilmeleridir. Bu kitabı okuyan ve etkilenen bir ergen çocuğun en iyi ihtimalle 2 senesi insanların kötü huylarına odaklanmak ve dertlenmekle geçecektir.

    Oscar Wilde'ın "Esin Perileri ve Laf Ebeleri" adlı köşe yazısı her daim başucu eserimdir, bu sebeple.

    Edebiyat içimizdeki karanlığa ışık olamıyorsa, ruhumuzu yükseltmiyorsa laf kalabalığından başka bir şey değildir.
  • 573 syf.
    ·1 günde·İnceledi·Puan vermedi
  • Birisinin idealden, gelecekten, felsefeden içten bir şekilde söz ettiğini, emin bir ses tonuyla ‘biz’ dediğini, ‘diğerlerini’ andığını duymam; kendini onların tercümanı olarak gördüğüne şahit olmam onu kendime düşman görmem için yeterlidir. Onda bir tiran müsveddesi, aşağı yukarı bir cellat görürüm; tiranlar kadar, büyük cellatlar kadar nefrete müstahaktırlar. Her iman edişin bir tür terör icra etmesindendir bu ve bunu yerine getirenin saf kişiler olması her şeyi daha da ürkütücü hale getirir. Kurnazlara, düzenbazlara, serserilere güvenilmez; hâlbuki tarihteki hiçbir büyük çaplı kargaşa onlara isnat edilemezdi; onlar hiçbir şeye inanmadıkları için ne yüreklerinize ne de düşüncelerinize karışırlar; sizi kendi gevşekliğinizin, ümitsizliğinizin ya da yararsızlığınızın eline bırakırlar; insanlık yaşadığı azıcık refah anlarını onlara borçludur: Fanatiklerin işkence ettiği ve idealistlerin batırdığı halkları kurtaran onlardır. Doktrinsizdirler, sadece kaprisleri ve çıkarları vardır; ilkeleri olan despotizmin yol açtığı yıkımlardan bin kere daha dayanılır olan, çok daha uyumlu zaaflardır bunlar. Zira, hayattaki bütün kötülükler bir hayat anlayışından ileri gelir. Olgunlaşmış bir siyaset adamı, eski Sofistlerin çalışmalarını derinleştirmeli ve diksiyon dersleri almalıdır; – bir de yolsuzluk dersleri!

    Fanatik ise yolsuzluğa kapılmaz: Bir fikir uğruna öldürüyorsa, onun için pekâlâ ölebilir de; her iki durumda da, tiran veya şehit de olsa, bir canavardır. Bir inanç için acı çekmiş olandan daha tehlikeli varlık yoktur: En büyük zalimler, kafası kesilmemiş mazlumlar arasından çıkar. Acı, güç iştahını azaltmak şöyle dursun, onu azdırır; zihin de kendini bir soytarının meclisinde bir kurbanınkinden daha rahat hisseder; onu, bir fikir için ölünen gösteriden daha fazla tiksindiren hiçbir şey yoktur. Yücelik ve kan dökmeden bıkıp usandığı için, evrenle eş düzeyde bir taşra sıkıntısının; şüphenin bir olay ve ümidin bir musibet gibi görüneceği değişmezlikte bir tarihin hayalini kurar.
  • Selim paylaştı.
    412 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    İnanamıyorum...
    Bu kitabı sıraya koyduğumda, önceki sıradaki kitapların bitmemesini çok istiyordum. Sıradan, kapak satan( kitabı hediye almıştım ve kitabı hiç araştırmamıştım) bir kitap olduğunu düşündüm ve kitabın 412 sayfa oluşu, sanırım okumamı psikoljik olarak hep öteledi... Kitabı elime aldım ve küçük bir araştırma yapınca, kitabın antidepresan etkisi yarattığını öğrendim. Resmî olarak kanıtlanmıştı...

    Şu anda kitabın büyüsü bana "evreka" sevinci yaşatıyor açıkçası. "Yaş geçtikçe insan kendisini daha iyi tanır" derler. Kendimle yeni tanıştım sanırım. Ağır depresyon yaşıyordum şu sıralar. Ve çok önceleri kendimi sorguladığımda çok ciddi tespitlerde bulunmuştum ama çözüm yoktu. Bunlar temel fakat mühim problemlerdi. Kitabın ilk 100 sayfasında, hayatımda kimseye kuramadığım, kendime bile itiraf edemediğim cümleleri çevremdeki(yakın çevrem) insanlara anlatınca hafifledim. Bu daha önceden hissetmediğim bir duyguydu. Kendimi eleştirmekten korkmuyor ve zevk alıyordum. Yaşamım boyunca birçok psikoloji kitabı okudum. Sorun "Gegenbesetzung" tu. ID'imde bastırdığım bir durum karşısında bilişsel işlevim bu durumu gün yüzüne çıkarmak için sürekli enerji harcıyor ve Ego' mda gün yüzüne çıkmak isteyen bu durumu baskıladığından sürekli karşılıklı olarak danışıklı dövüş halindeydi. Süperego da tabii olarak, vicdanî bir yükümlülükle kendimi suçlamam için "psikolojik etiketleme" ile yaftalıyordu beni. Az çok durumum hakkında bildiğim şeyler vardı yani. Ama çözümü Dr. Burns' ün "iyi hissetmek" kitabında buldum sanırım. Tabi ki çözümü anlatarak kitabı özetlemek okurlara haksızlık olacağı için susmak zorundayım (: Bu kitap, artık uyandığımda göz hizamda olacak şekilde kitaplığıma en ön sıraya yerleşti. "Klasik kişisel gelişim" kitaplarından çok daha fazlası.
    Kesin kelimeler kurmayı seven biri değilim ama bu sefer bir istisna yapmak isterim.
    "(ŞİDDETLE TAVSİYE EDİYORUM)"
So this is how liberty dies, with thunderous applause...
60 okur puanı
06 Şub 2017 tarihinde katıldı.

Okuduğu kitaplar 34 kitap

  • Gecenin Sonuna Yolculuk
  • Dionysos Dithyrambosları
  • Sherlock Holmes - Korku Vadisi
  • Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens
  • Yatak Odasında Felsefe
  • Silahşor
  • Mülksüzler
  • Din Bu-1
  • Puslu Kıtalar Atlası
  • Aşkın Metafiziği

Okuyacağı kitaplar 2 kitap

  • İyi Hissetmek
  • Sağduyu

Beğendiği kitaplar 31 kitap

  • Dionysos Dithyrambosları
  • Sherlock Holmes - Korku Vadisi
  • Yatak Odasında Felsefe
  • Silahşor
  • Mülksüzler
  • Din Bu-1
  • Puslu Kıtalar Atlası
  • Aşkın Metafiziği
  • Don Kişot
  • Atlas Silkindi / Atlas Shrugged

Beğendiği yazarlar 5 kitap

  • Uğur Mumcu
  • Mustafa Kemal Atatürk
  • Ömer Hayyam
  • Stephen King
  • H. P. Lovecraft