Selim

Selim
So this is how liberty dies, with thunderous applause...
79 okur puanı
Şubat 2017 tarihinde katıldı
Aşırı Acılıyım ve İnsanlardan Nefret Ediyorum
Puan vermedi·573 syf.··
2013 1. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 01 Ocak 2013 00:00
Açıkçası tüm incelemelerin kitabı yere göğe sığdıramaması üzerine, incelemeden çok okuma tecrübesi gibi ve temsil ettiği edebi akıma karşı bir reddiye olacak bu yazdığım. Zira, yıllar yıllar önce okuduğum bu kitabı beğenmemiş, depresif ve kasvetli bir atmosfer yaratmak için elinden gelen her şeyi yapmayı aklına koymuş olan yazarın ilerlemeyen ve sık sık tıkanan anlatımından da çok bunalmıştım. Bukowski bu kitap için çok acayip güzellemeler yapmıştı oysa. Yanlış hatırlamıyorsam 'son 200 yılın en iyi kitabı' demişti... Hepimizin hayatın karanlık tarafına dair izlenimleri var değil mi? Hepimiz şu namlı siyah, büyük kapının aralığından biraz baktık o berbat sonsuz karanlığa. Bazılarımız o karanlığın içinde doğmuş bile olabilir. Kötü günlerimiz, ölümü düşündüğümüz zamanlar vardır. Sevdiklerimizi kaybettiğimiz ya da sadece kalabalıklar içinde kendimizi bir başına hissettiğimiz, anlaşılmadığımızı, yanlış yerde, yanlış zamanda doğduğumuzu, yaşamayı beceremediğimizi, hep hata yaptığımızı düşündüğümüz zamanlar. Vardır. Ruhumuz bazen karartır gökyüzünü, etrafı görmekte zorlanırız. Fakat insanın içindeki yaşama sevincini emecek derecede ruh üzerinde etkili olabilen bu karanlığın derinliklerine inme ihtiyacı hiç duymadım. Orada beni tanımlayacak, eksik yanlarımı tamamlayacak, ruhumu yükseltecek bir şey olduğuna hiçbir zaman inanmadım ve bu kitap da düşüncelerimi değiştirmedi. Oysa edebiyat tam da bunun için vardır; insanın ruhunu yükseltmek. Yanlış anlaşılmasın, burada dünya çapında büyük beğeni toplamış ve saygın yazarlar tarafından övgüye boğulmuş bir eseri gömme çabası içinde değilim. Zaten ne haddime? Ben öylesine bir okuyucuyum. Benim asıl eleştirim bu ve bunun gibi kitapların oluşturduğu temaya yönelik. Burada biraz laf etme hakkına sahip olduğumu düşünüyorum çünkü ben de
Edebiyat
Gecenin Sonuna YolculukLouis Ferdinand Celine · Yapı Kredi Yayınları · 20265,1bin okunma
Reklam
Apollon mu, Dionysos mu?
10/10
·100 syf.··
Beğendi
·
2018 5. kitabı
Dithyrambos, eski Yunan'da tanrılar için söylenen ilahilere verilen isimdir. Eserin ismi neden Dionysos Dithyrambosları (İlahileri)? Nietzsche'nin Dionysos ile ne alakası var? Yazarın eserlerini, Özellikle Tragedyanın doğuşu adlı eserini okuyanlar bilecektir ki Nietzsche Batı felsefesinin ve medeniyetinin Antik Yunan filozoflarını ve düşünce tarzını kopyalayarak ilerleyişini, dini yorumlarda bile baz alınanın Antik Yunan felsefesi olmasını uzun uzun eleştirmiş, hatta bu meseleyi kişiselleştirirerek nefrete kadar ilerletmiş ve bu eleştirilerini antik Yunan’a aşık bir medeniyet olan Almanlara anlatmak için de Dionysos ve Apollon’u metaforlaştırıp yüzleştirmiştir. Dionysos, genel kültürde şarap tanrısı olarak bilinir fakat Nietzsche için Dionysos’un en dikkat çekici özelliği ıstırap çekmeye mahkum edilmiş olmasıdır. Üzümün şaraba dönüşme sürecinde yakıcı güneşte pişerek olgunlaşması ve akabinde insanlar tarafından ezilip parçalanılarak şıra haline getirilmesi gibi, Dionysos da Hera tarafından lanetlenerek her hasat döneminde paramparça edilir ve her sonbahar döneminde yeniden dirilerek sonsuza kadar acı çekmeye devam eder. Dionysos kendisine inananlara lezzet ve keyif bahşetse de, aynı zamanda vurucu bir delilik de verebilirdi. Zavallı Orpheus’u paramparça eden Dionysos müridi Maenadlar gibi delirebilir ya da neşe ve zevk içinde de yaşayabilirdi müridleri… Bir nevi şarap mecazı vardır burada. Az içen kişi rahatlar, gevşer ve gülerken; çok içen kişi kendisini kaybedip saldırgan bir tavır bürünebilir, kendisine bile zarar verebilir… Nietzsche felsefesinde Dionysos’un karşısında yer alan Apollon ise ışığın tanrısıdır. Doğrudan sapmaz, yalana kulak asmaz, kaos düşmanı, düzen dostu, güçlü, kuvvetli bir tanrıdır. Anlayacağınız üzere, Dionysos ile pek bir ortak yanı
Felsefe
Dionysos DithyramboslarıFriedrich Nietzsche · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20191,720 okunma
GEÇMİŞİN GÖLGESİ
8/10
·193 syf.··
Beğendi
·
2018 4. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Temmuz 2018 11:49
Sahilde, şezlonga uzanırken okuduğum bir kitap oldu, oldukça keyifliydi ve 3 gün içerisinde bitirdim. Tam plajlık oldu, çok derinlere daldırmayan, zevkli bir okuma. Klasik bir Sherlock hikayesi gibi başlayıp 149. sayfada size sürpriz yapan, tempoyu düşürüp anlatıyı tümüyle değiştiren, bu yönüyle de diğer Sherlock hikayelerinden ayrılan bir eser. Arthur Conan Doyle gerçekten çok sade, akıcı bir dil kullanıyor ve okuyucuyu merak içinde bırakan olaylar silsilesini ustaca zincirliyor. Bahsettiğim gibi, 150. sayfada Sherlock ortadan kayboluyor, başka bir zamanda geçen, başka karakterlerin içinde bulunduğu, başka bir hikayeye yelken açıyorsunuz. Aslına bakarsanız, hikayenin aslı Sherlock ile değil, başka birinin yaşadıklarının size aktarılmasıyla aktarılıyor. Korku Vadisi denen yerde yaşananların, yani geçmişte olan bitenin, bugüne etkisini okuduğunuz son birkaç sayfa sizi şoka uğratıyor ve sonunda ulaştığınız iç burkan son okuyucuyu son derece tatmin ediyor. Tatil sezonunun ortasında, sahilde okumaktan çok zevk alacağınız bir kitap.
Edebiyat
Korku Vadisi - Sherlock HolmesArthur Conan Doyle · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201610,5bin okunma
Teknolojik Sosyalliğin Pençeside Homo Sapiens
10/10
·412 syf.··
2017 9. kitabı
·
188 günde okudu
·
Okunma: 01 Ağustos 2017 12:33
Hiç aklımda yoktu inceleme yazmak ama şimdi görünce kitapla ilgili aklıma bir şey geldi. Zaten aşırı ünlü bir kitap olduğu ve bu zamana kadar bir kamyon dolusu incelemesi yapıldığı için lafı çok uzatmadan, şahsi olarak kitapta can sıkan yere odaklanacağım. Bu kitapta öyle bir bölüm var ki kafanızı açmaktan ziyade kapatıyor. Bahsettiğim bölüm gelecek-teknoloji-insanoğlunun uzak gelecekte nasıl bir hal alacağına dair yapılan öngörülerden oluşan yorumları barındıran, yanlış hatırlamıyorsam, kitabın sonlarındaki bölüm. Yazar diyor ki insanoğlu teknoloji ile birlikte sosyalliğini kaybediyor. Sosyal hayatın her alanında daha da az aktif olmaya başlıyor. İleride, teknoloji çok daha ilerlediğinde, insanlar neredeyse aşk ilişkilerini bile uzaktan yaşamaya başlayacaklar. Filan feşmekan... Yahu nenem bile bundan güzel yazardı be... Bir kere, neredeyse milyon tane araştırmanın sonucunda çıkan sonuç şu: insanoğlu sosyalleştikçe aptallaşıyor. Sosyallik sizi düşünmemeye, üretmemeye, çalışmamaya iten bir şey. Saatlerce oturup kitap okuyan bir insan sosyalliği sıkıştırılmış zamanlarda yaşayabilir sadece. Açar arkadaşıyla telefonda konuşur, görüntülü sohbet yapar mesela. Peki siz hiç aşırı sosyal bir gitar virtüözü gördünüz mü? Günde 8 saat antrenman yapması gereken bir olimpik sporcunun çok sosyal olması mümkün mü? Filozoflar, ünlü bilim adamları çok sosyal olsaydı bugün ismini anar mıydınız? Uzun lafın kısası; insanların şu sosyalleşme manyaklığından bir an önce kurtulması lazım. Sosyallik övgüsü öyle bir abartılmış durumda ki, sanki sosyal olmazsan sıkıntılı, mal bir tipmişsin gibi gösteriliyor her yerde. Ya kardeşim, memleketin en zeki, en çalışkan adamları zerre sosyal değil, farkında mısınız? Sosyallik güzel, hoş filan ama ara sıra, bunaldıysan. Her gün, sürekli olmasını
Edebiyat
Hayvanlardan Tanrılara: SapiensYuval Noah Harari · Kolektif Kitap · 202342,5bin okunma
10/10
·270 syf.··
Beğendi
·
2018 3. kitabı
·
115 günde okudu
·
Okunma: 06 Temmuz 2018 12:00
"Siyahlı Adam çölde kaçıyordu. Silahşor da peşindeydi." Her şeyi başlatan bu cümleydi... Benim gözümde Kara Kule serisi, edebi değer açısından Yüzüklerin Efendisi'nden sonra gelir. Ben seriye tekrar başlıyorum çünkü okumayalı uzun zaman oldu ve ilk okuyuşum açıkçası sonu görebilmek için biraz aceleye gelmişti, şimdi ilk kitabı okumaya yeni başladım. Sindire sindire ilerliyorum. İlk kitap kısa ve olayların ilerlemesi açısından biraz muallakta bir kitaptır. İkinci kitap ve özellikle "Büyücü ve Cam Küre" ise hikayenin en dokunaklı ve en sürükleyici parçalarıdır. Yani, ilk kitaba bakıp karar vermek mantıksız olur. Henüz okumamış olanlar için bu noktada şunu demek gerek; bu seri 8 cilt ve toplamda 4.500 sayfalık dev bir saga. Dolayısıyla okumaya niyetlenenler gözünü karartmalı, çabuk karar vermemeli. Aksi halde ikinci kitapta okumayı bırakmanız işten bile değil. Böylesi bir seriye inceleme yapabilecek kadar kendimi yetkin görmüyorum açıkçası. Bu, bir nevi, Guernica'nın karşısına geçip "güzel olmuş" demek gibi olurdu. Yanlış olmazdı ama fena halde eksik olurdu. Zira hikaye çok uzun ve çok derin. Sekizinci kitap 'Anahtar Deliğinden Esen Rüzgar' haricinde, 15 sezonluk çizgi roman serisi de dahil olmak üzere, tüm kitapları okumuş olmama rağmen, hâlâ büyük bir istekle 4.500 sayfayı önüme dizip okumak istiyorum dersem sanırım ne kadar etkilendiğimi aktarmış olurum. Gileadlı Roland Deschain'in hikayesinin yaklaşık 40 yıl önce başladığı kitap bu. Rowling'in destansı şiirinden esinlenilerek yazılmaya başlanmış ve bunca yıldan ve binlerce sayfadan sonra bile hâlâ Stephen King'in "Ben Kara Kule'yi yazmadım, sadece onun hakkında bir kaç kelam ettim" diyebildiği bir eser. Fantastik diyarlara, alternatif gerçekliklere, "ilerlemiş bir dünya"ya ilgi duyan, western ve bilimkurgu
Edebiyat
SilahşorStephen King · Altın Kitaplar · 20173,050 okunma
Reklam