Okur
Li-3
TAKİP ET
Li-3
@Rastafaryan_papaz
Bir elinde kopuzu, Eteğinde serili santuru. Hepsinden öte zahiri bir suret, Var mı bundan ziyadesine hacet?
Kadıköy'ün Tezenesi
20 kütüphaneci puanı
1447 okur puanı
10 Eki 2017 tarihinde katıldı.
260
Kitap
58
İnceleme
697
Alıntı
3
İleti
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
Li-3
tekrar paylaştı.
Meltek
Cıs'ı inceledi.
104 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
Dudakların Mührünü Kırabilmek
Öyle uzun zamandır suskunum ki. İçimde sözcükler biriktiriyor ama onları arayınca bir türlü kazıp çıkaramıyorum. Yaşıyorum. Birbirinden önemli, müthiş dönüm noktalarından geçiyorum. Hayatım bir düzleme oturmaya başlıyor. Mu acaba? Bilmiyorum. Yarının ne getireceğini kim bilebilir ki? Geleceği bırakalım geçmişin gölgesini bile tam bilemiyoruz ki nerede başlıyor, nerede bitiyor. Hangisi gerçek, hangisi hayal...  Peki ya geleceğin belirsizliğinde, geçmişin gölgesinde dudaklarındaki mührü söküp atmak kolay iş mi? 20 sene suskunluktan sonra ilk kelime 'yandım'dan daha anlamlı ne olabilirdi bu arada? Canım Tezer'in dediği gibi "Bütün bu düşüncelerim, bir yıla yaklaşan sürenin sonunda vardığım çıkış yolu yalnız ve yalnız edebiyat. Sevdiğim kitapları yeniden okumak, sözcükler, dünyayı sözcüklere çevirerek algılamak. Bunun dışında her birey bana çözümlenemeyecek bir dünya gibi görünüyor." Ben de okuyorum. Son 2 yıldır yorum yapmadan, kendi içimde muhakemeler yaparak, içimdeki kuyuya atarak okudukça okuyorum. Yakın zamanda bolca öykü güzellemesi de okudum. En sevdiğim öykü kitaplarına dönüp durmamla sonuçlanıyor tabii bu da. Gündüzleri fikir kitapları, uyumadan önce mutlaka bir öykü. Hayatımda o kadar çok yenilik olurken en azından kitaplarda kendi güvenli alanımda kalmaya ihtiyacım vardı. Neyseki Cıs yetişti imdadıma! Yeniydi ama yabancı değildi çünkü. Kitabı daha elime almadan önce biliyordum tanışık olduğumuzu. Beni hem dev dalgaların arasında sürükleyeceğini hem de güvenli limanımda tutacağını. O bayıldığım, o büyülü kitaplarda olduğu gibi sersemletecek ve hayran bırakacaktı kendine. Hem de öykülerle! Müthiş bir karışım benim için. Leyla kokusu gibi işte. Bazen kızacak, sinirlenecek bazen üzülecek içim acıyacaktı üstelik hepsi aynı karaktere. Bazı karakterlerle konuşacak, seni anlıyorum diyecektim bazılarını ayakta alkışlamak isteyecektim. Bazılarının elinden tutup ayağa kaldırmak, bazılarının omzundan tutup sarsmak, bazılarının başını omzuma yaslayıp teselli etmek isteyecektim. Hepsini de yaptım. Fazlası oldu eksiği olmadı. Karakterler öyle gerçekçi, olaylar öyle büyülüydü ki ben ne desem boş. Kendi konuşuyor zaten her öykü. Kendi derdini kendisi anlatıyor öyküler. Kimi sesleniyor; "kaderden de kederden de kaçamazsın. Silinmeyecek izler vardır, geleceğin belirsizliğinde ve geçmişin gölgesinde. "  Kimi fısıldıyor; "Ben" diyor "sevda kokuyorum. Bilirsin sen de, sevdanın kokusu bazen leyla kokusudur bazen toprak. Çiçek olmak da var bu hayatta, toprak olmak da." Bir öykü var ki avazı çıktığı kadar bağırıyor; "bazen bir çarşaf, bir dolaptadır esaretinden kurtuluşun." Hayat sandığın esaretten isteyince kurtulabileceğini fark ettiğin o an... Onunla birlikte gelen rahatlama ve kendine güven hissi. Dünyayı yerinden oynatabilecek gücünün olduğunu hissetmen! Ya da belki sadece atlıkarıncayı döndürmeye yetecek kadar. Ama geçmişin hayaletleriyle ağırlaşan bir atlıkarınca bu, dayanabilir misin gerçekten? Hoş, çocuk gülüşleri ve umutları tutup kanatlandırıyor zaten atları da karıncaları da, dert etmene gerek yok. Sen dikkatini ormandan gelecek seslere ver. Kim bilir belki... Ne çok konuştum, kitap hakkında bir şey söylemeden! Ama ne diyebilirim ki; öykü budur işte! İyisi mi biraz sarımsak ezip bastıralım; herkes kendi yaralandığı yerine. Kalanını da bahçeye savurmayı unutmayın! Ah bir de gözlerinizin yerinde olup olmadığını kontrol etmeyi ve gökyüzüne bakmayı unutmayın. Ne zaman bir melek görürsünüz hiç belli olmaz..
Cıs
7.2/10
· 162 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
5
19
Li-3
tekrar paylaştı.
Ferah
Cıs'ı inceledi.
104 syf.
Zaman Tam da Araftayken Cıs...
Telefon çalıyor yine. En beklenmedik bu saatte. Acı bir haber gelecek çok eminim hem de. Öyle durduk yerde, bu saatte çalmaz telefonum bilirim, vardır mutlaka bir sebebi. Yıllardır hep böyle çalarak acı bir haberi verdiği gibi. Bazen uykum kaçar ve düşünmek zorunda kalırım çoktandır görmezden geldiklerimi. Bir günü uğurlayıp , başka bir günü henüz karşılamamışken. Zaman tam da arafta kaldığı yeri göstermekteyken. Uyuyamayacağımı bile bile yatağın içine girmek kadar anlamsız başka bir eylem daha var mıdır acaba? Sağa dönüyorum geleceğim, sola dönüyorum geçmişim karşımda. Tavana ise nedense bakmaya korkuyorum. Uyuyabilmek adına okumaya çalıştığım roman kahramanlarının simaları değişiyor bir süre sonra, hepsi de zamanında hayatıma bir şekilde girmiş olan insanların yüzlerine dönüşüyor. Merakla açıyorum zorlaya zorlaya kapattığım gözlerimi. Hakan Sarıpolat'ın çıktı öykü kitabı Cıs.. Gülbahar var ya Gülbahar? Nasıl tanımazsınız ? Hani lekesiz bir gözü var, hani herkesin korktuğu, çekindiği, ailesinin bile vermek istemediği , taş kalpli bilinen Ali İmran’ın yüreğinin temizliğini gördü de herkesi karşısına alarak evlendi ya işte o Gülbahar. Hakan Sarıpolat’ın Zincir’inin Gülbahar’ı. Onun Ali İmran’ın bıçaklandı öldü, arkasından bir kişi bile ağlamadı da , kimse yanmadı Gülbahar kadar, kimse göremedi direğin dibinde kalan, silinmek bilmeyen kan lekelerini, lekesiz gözlü Gülbahar kadar. Oğlu oldu da adını Ali İmran koyuverdi ya , kocasından sonra, paçalı güvercinin ardından oğlunun da duygularına ağıtlar yakacağını hiç bilmeden, yandı yandı kavruldu Gülbahar. Paçalı, Gülbahar, Ali İmran oğlu Ali İmran derken yazmış yine Hakan Sarıpolat , Satılık Melek Tüyü .. Melek edip uçurdu ya bir güvercin gibi gökyüzüne süzülürcesine anneanneyi de yıktı o çocuğun , Çiğdem, bisiklet, mahalledeki itibarını boş çantasına sarılıp ağlatarak.. Gözlerim yandı , gözbebeklerim yandı cıs cıs… Tam da işte bu saatte gecenin kör bir vaktinde gelir bütün sorular beynime. Neler geçmez ki aklımdan ; kaybettiklerimin acabaları, belkileri, arkasından huysuzluğumun keşkeleri ile didişirken birkaç iyi ki ortaya çıkıp savunmaya başlar da beni avuturum kendimi. Leyla Kokusu gibi, hani mor çiçeklerin aşklarına hürmeten açıp mor şişede saklanan bir damlası bile tüm dünyaya Leyla kokutan Hekim’in şükrü, gönlünün sakinliği Leyla kokusu. Kelebekler’in Hilmi’si, toprak kokulu Hilmi. Atlıkarınca’nın Saim’ı, Behram’ı Evde Unutulan Bir Çift Göz’ün Vildan’ı Kuyruk Acısı’nın ssss ları.. Tek tek okudum sizi, tekrar tekrar tek tek. Hakan Sarıpolat daha da çok okutacaksın kendini bana, bir çok okura , bu yürekle bu emekle, çok eminim bundan. Ne karmaşık bir hayat düzenim var, ne uyumama izin veriyor, ne de uyanık kalmama. Ömrüm geçiyor düşünceli davranarak. Sonra dönüp bir bakıyorum geriye, hakikatten ne işe yaradı diye. Anlamsız saçma sapan bir boşluk… Güzel bir şarkı denk geldi bugün radyo kanallarında gezinirken: ''Geçip giden her günüme ömrüme bir acı değer Yine gece çöker nasıl olsa uyurum geçer Dünya çok zor lakin derdine de değer '' youtu.be/BZZ4NZ-je9o Şimdilik yeterli sanırım bu kadar, affedin telefon çalıyor yine acı bir haber verecekçesine, Evet evet size de vereyim haberi, Halil Öğretmen kayıp, onu arıyor herkes . Ellerim cıs, yüreğim cıs, sesim cıs… İyi haberler alacağınız aranmalarınız olsun efendim. Keyifli okumalar.
Cıs
7.2/10
· 162 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
29
161
Li-3
tekrar paylaştı.
104 syf.
·
Beğendi
“CIS” KİTABI BAĞLAMINDA HAKAN SARIPOLAT ÖYKÜSÜNÜN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Gerek dili, gerek üslûbu, gerekse de kurgusuyla iyi düzenlenmiş bir öykü gibi keyiflisi yoktur. Öykücü anlatır, siz onun dizinin dibinde dinlersiniz; o konuşur, siz yaşarsınız; o söyler, siz onun müziğiyle kendinizden geçersiniz, içinde bulunduğunuz mekan değişir, zamanı unutursunuz, öyküyü yaşarken kısa süreliğine de olsa "gerçek dünya" kayıverir ayaklarınızın altından, ne pandemi sıkar canınızı, ne geride bıraktıklarınız, ne geçmiş endişesi kalır ne de gelecek kaygısı, her şey silikleşir, bir rüya aleminde ânı unutur, yeniden insan olduğunuzu hatırlarsınız. Hakikî sanat eseri böyle büyülü bir şeydir işte. Bu bazen bir öykü, bazen bir film bazen de bir tiyatro oyunu olur, eser bittiğinde tarifsiz bir mutluluk sarar içinizi. Hakan Sarıpolat'ın “Cıs” kitabını okurken yukarıda anlattığım hisleri birebir yaşadım. İshak grubu içindeyken pek çoğunun ilk hallerini okuduğum öykülerin kitaplaşması benim için tarifsiz bir mutluluk, başka türlü bir lezzetti ama kitaptan okurken sanki daha evvel hiç okumamış gibi heyecanlandım, meraklandım, bazı cümleler üzerinde ayrı ayrı düşündüm, kâh hüzünlendim kâh gülümsedim, kurgular beni öyle içten sarıp sarmaladı ki kahramanların yanında hissettim kendimi. Babasıyla aynı kaderi paylaşan Ali İmran ve kocasıyla oğlunu kurban veren Gülbahar’la birlikte o çaresizliği yaşadım, melek kanatlı anneannesinin üzerinden kırmızı bisiklet hayali kuran çocuk kahraman ile ben de Çiğdem' in peşinden koştum. Karakterler öylesine büyük bir ustalıkla kurgulanmıştı ki o anneanne benim anneannemdi, Ali İmran’ın güvercinleri evimin karşısındaki terastaki güvercinlerdi, kokucu Hekim amca, Kadıköy’de Osman Ağa Camii’nin bahçesinde sessizce esanslarını satan esansçı amcaydı, göçmen çocuk; sokakta, metrobüste rastladığımız o çocuktu. O derece doğal ve o derece samimiydi anlatımlar. Dahası öykülerin içine gayet dozunda yerleştirilmiş büyülü gerçekçi unsurlar öyle başarılıydı ki ve Hakan bunu okuyucuyu hiç rahatsız etmeden, öyle dozunda yapıyordu ki bu bir maharet işidir, bu başarıya şapka çıkardım. Biraz da öykülerin üsluplarından bahsetmek istiyorum. Öncelikle Hakan Sarıpolat daha ilk öykü kitabıyla bana “Bu bir Hakan Sarıpolat öyküsüdür.” dedirtmeyi başardı. Kurgular genel olarak başarılıydı, durum öyküsü adı altında anılarını yazan öykücülerden sonra böyle güçlü kurgulanmış metinler okumak gayet keyifliydi. Bazı öykülerin dilleri öyle incelikle işlenmişti ki bazı cümleleri tekrar tekrar okudum: “Güzel bir öykünün giriş cümlesiydi bu iki kuş.”(s.18) “Uzun bir öykünün sonuna konan nokta gibi asılı kaldı havada.”(s. 31) “Güvercinler öykü anlatmıyordu ona artık.” (s.41) “Dünyanın bütün çocukları aynı renk.”(s.86) “Çocukların gülücüklerini toplayarak Avşar’ın semerine dolduruyor.” (s. 86) Öykülerin hemen hepsine İshak grubundan aşina olduğumu ifade etmiştim. “Evde Unutulan Bir Çift Göz” öyküsünü ise ilk kez kitapta okudum ve cidden çok beğendim. Orhan Pamuk’un “Kara Kitap”ından alıntılanan şu cümleler ile başlıyordu öykü: “Her şeyi gören ve her yerde beni bulan bir göz, artık hiç saklanmadan gözetliyordu beni.” Öykünün hemen ikinci paragrafında yer alan ve “Tam bin dokuz yüz seksen dört karınca var,” cümlesi ise öykünün girişindeki “Kara Kitap” epigrafı ve öykünün içeriğiyle de birleştiğinde Orwell’ın “Bin Dokuz Yüz Seksen Dört” romanına götürdü beni ve bundan ayrı bir keyif aldım. “Cıs” kitabı içindeki tüm öykülerin, üzerinde çok çalışılmış, kuvvetli öyküler olduklarını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Sadece “Leyla Kokusu”nda okur olarak dikkatimi dağıtan bir kip sorunu vardı, belki bundan sonraki baskılarda yeniden gözden geçirilebilir diye ifade etmek istiyorum. Görülen geçmiş zamanla başlayan öykü, dördüncü ve beşinci paragrafta aniden geniş zamana geçip sonrasında tekrar görülen geçmiş zamanla devam ediyordu, bu durumun öykünün akışını kısmen etkilediğini ifade etmek isterim. Belki bunun bir sebebi vardır ama kulağımı rahatsız ettiği için ifade etmeden geçmek istemedim. Kitapta en sevdiğim öykü “Zincir” oldu, ancak kitaba isim olarak “Cıs” öyküsünün seçilmiş olması okuyucuda merak uyandırması açısından gayet isabetli olmuş, öykü isimleri de genel olarak çok başarılıydı. Bir de söylemeden geçemeyeceğim, gözlerim kitapta “Su Dedi” öyküsünü aradı. Belki bundan sonraki kitapta okuruz. Öykülerin karakter zenginliğinden çok etkilendiğimi de yazıyı bitirmeden ifade etmek isterim. Kapak ve kitabın dizaynı gayet güzel olmuş. Kapaktaki “Büyük Ayı Takım Yıldızı” da Cıs’a anlamlı bir gönderme olmuş. Son olarak; kitap doksan sekiz sayfa olsa da daha hacimli bir kitap okumuş gibi doymuş olarak kapağı kapatıyorsunuz ve dahası öykülerin tadı damağınızda kalıyor. Hakan’ın öykü kitaplarının devamı gelecek biliyorum ama yine de “Umarım bizleri çok bekletmezsin," temennisiyle bu yazıyı sonlandırmak istiyorum.
Cıs
7.2/10
· 162 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
12
42