·216 syf.····Okunma: 26 Mayıs 2024 22:04 Uzun zamandır merak ettiğim bu çalışmada Diana Scully ezberleri bozarak, cinsel şiddetin, saldırgan bireyin içinde yaşadığı toplumun değer yargıları ile ilişkisini ortaya koyuyor. Uzun yıllar boyu, ve hatta günümüzde bile devam eden uygulamara atıfta bulunarak, cinsel şiddette bulunan erkeğe çeşitli hafifletici sebeplerle koruma alanları yaratan hukuk sisteminin ve bu hafifletici sebepleri kabul eden ve içselleştiren toplumun, şiddetin ortadan kalkmasının önündeki en önemli engeller olduğunu ısrarla vurguluyor.
Çeşitli Amerikan hapishanelerinde yatan yüzlerce tecavüz hükümlüsü üzerinde yaptığı uzun süreli bir araştırmanın verilerini paylaşıyor Diana Scully ve konu hakkındaki diğer araştırmalara da atıfta bulunarak kendi çıkarımlarını aktarıyor. Kitabından anlıyoruz ki Amerika Birleşik Devletleri’nde 1970lere kadar erkeklerin yetişkin kadınlara tecavüzü, aynı ülkemizdeki gibi, çeşitli gerekçelerle suçu hafifleten, kabahati kurbanda bulan, kadınları yaşam tarzları ile cinsel şiddete davetiye çıkarmakla eleştiren kararlarla dolu. Ayrıca şiddetin aile içinde yaşanması durumunda, bunun şiddet dahi sayılmayıp evliliğin kutsallığı kılıfı altına saklanması da sıklıkla rastlanan bir uygulama. Aradan geçen yıllarda kanunlar ve uygulamalar bir nebze değişmiş olsa da, Scully’ye göre hala alınacak çok yol var. Zira yazara göre kadına cinsel saldırı, erkek egemen toplumun erkek bireylerine sağladığı çeşitli koruma kalkanları sayesinde besleniyor ve azalmıyor.
“Kadın kuyruk sallamıştır“, “Kadınlar hayır derken aslında evet demek isterler“, “İyi kızlara tecavüz edilmez“, “Erkek dediğin kodu mu oturtmalıdır“, “Erkek adamdır, yapar“. Çoğunu sıklıkla duymuşuzdur; evde, arkadaşlar arasında, medyada, sokakta, hatta daha acısı kadınların arasında… Suça meyilli olanları baskı altına almak şöyle dursun, çekinmeden suç işlemelerine davetiye çıkaran bu anlayış, suçun kontrol altına alınamamasının da en büyük sebeplerinden biri, Scully’e göre.
Nitekim “Cinsel şiddet taşıyan erkeklerin önde gelen özellikleri, ahlaki ve cinsel davranışlarında oldukça katı bir çifte standarda, bir kadının erkeklere tanınan haklardan yararlanmasını inkar eden ve kadının bir erkeğin korumasına gereksinimi olduğunu belirten standarda inanmalarıdır.“ derken de kastettiği bu. Geleneksel ataerkil anlayışın cezasını maalesef günahsız kadınlar çekiyor.
Tecavüzlerin gerekçeleri farklı: Kimi tecavüzler, kadını yine erkeğin malı gibi görmenin bir sonucu olarak, hasmı cezalandırmak amacıyla onun eşine ya da kızına yapılmış. Kimileri hırsızlık yapılan evde, ek bir kazanç olarak görülmüş. Kimileri ise uzun süre planlanmış. Ama Scully’nin ısrarla vurguladığı gibi sebep faillerin akıl sağlığının bozuk olması değil. Sebep, büyük ölçüde, ataerkil toplumun değerleri ile, kendilerini kadınlardan üstün görerek yetiştirilen erkeklerin tecavüzü bir güç gösterisi, başarı ya da cezalandırma aracı olarak görmeleri.
İşte bu yüzden “Tecavüz kadınların değil, erkeklerin sorunudur.“ diyor Scully. Yine de, o saldırgan erkekleri yetiştiren kadınların da bu toplumsal sorumluluktaki payını düşünerek, ben ikna olmuyorum. Bence tecavüz, toplumun gizli hoşgörüsü ile beslenen aşağılık bir suçtur ve aynı kadın cinayetlerinde olduğu gibi, kadını-erkeği ile tüm toplumun suça hafifletici sebep bulmaya devam etmesi durumunda, maalesef bitmeyecektir.