9/10
·256 syf.··
2024 18. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2024 13:13
"ondan ölmesini isteyecek kadar çok nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksiniz." Uzun zamandır Peyami Safa okumak istiyordum ama yoğunken sıkılıp yarım bırakacağım bi eseri olsun istemiyordum, sonunda kavuşabildik. Bir hafta önce Gürpınar’dan Gönül Bir Yel Değirmenidir Sevda Öğütür'ü okumuştum. Gürpınar’ın Şadan’ını biliyorsanız onun paralel evrendeki dişi hali Canan. Ama nedense iki eserde de sinirlendiğim karakterlerin erkek olduğunu fark ettim. Kendime feminist damgası yapıştırmamak için inceleme yazmam şart oldu :d Kitaba Bedia’nın eşi Lami’nin üç gündür uğramadığı evinde, artık aldatılığından emin bir şekilde uyandığı yeni bür günle başlıyoruz. Eşinin hayatına giren ikinci bir kadın ile rutini bozulan, aldatılmanın ağırlığıyla eşini bekleyen Bedia’ya acımaya fırsatımız olmadan eşi Lami ve ikinci kadın Canan’a sinirleneceğimiz evreye çok hızlı bir geçiş oluyor. Özet geçmeyi sevmediğim için direkt olayların incelemesine dalıyorum. Peyami Safa çoğu kişinin de dile getirdiği gibi o kadar kalemi güçlü bir yazar ki ben basit bir olayı, olguyu ifade ediş tarzına bile hayranlık duyuyorum. Mesela, “Sofrada konuşulacak şey o kadar azdır ki, çenelerin kilidini ancak lokmalar açar.” (s.40) veya “Felâketzede uzakta kaldıkça burnunun ucundan başka yer görmeyen merhamet, susar.” (s.34). Belki de ben abartıyorumdur ama her sözcüğü özenle seçilmiş koca paragrafların su gibi akıp gitmesinin yanında böyle tek satırlık cümleler bile çok hoşuma gidiyor. Eserde ahlak, aşk, aile kurumu, anne-baba ilişkisi, yasak aşklar, arkadaşlık, iç-dış güzellik gibi birçok kavram işlenilmiş ama hepsi o kadar çatışmalı ve karşıt işlenmiş ki, kime neye nasıl hak vereceğini, kızacağını, üzüleceğini kestiremiyor insan. Herkes herkes yüzünden suçlu, herkes herkes yüzünden mağdur. İlk değinmek istediğim konu tabii ki Canan karakteri. İncelemeleri olabildiğince okumaya çalıştım, çoğunda Canan karakteri can yakan, yuva yıkan olarak etiketlenmiş. Can yaktığına katılıyorum ama yuva yıktığını düşünmüyorum. Kaleyi içten erkekle fethederken yuvayı yıkanın Canan olması için erkekleri cansız, dümdüz duran binalar gibi düşünmemiz gerekiyor sanırım. Yıkan neden Canan olsun erkekleri zorla koynuna almadıktan sonra :d Şimdi işin bazındaki bu “yuva yıkan kadın” olarak Canan, kadın-erkek ilişkisinde içinden çıkılmayan tartışmalara yol açıyor. Bedia aldatıldığının farkında, çırpınarak bir erkekten yardım almaya koşuyor, kadından alacağı yardım kabullenmek ve boyun etmekten ibaret çünkü. Ama işin sonunda onun da boynunu eğdiren hata yine erkekten medet umduğu yardımda yatıyor aslında, Lami’nin patronu, Canan’ın ise manevi babası olan Şakir Bey’den aldığı karşılık erkek kısmının kıskanılmaktan haz etmediğini, kadının gözünün önünde aldatmasına müsaade etmesi gerektiği yönünde oluyor. Bu zihniyetin hakim olduğu bir çevreden mantıklı işleyen bir zihin çıkması da beklenmez diyoruz. Bu kabulleniş Canan için de geçerli, kendisi evlat edinildiği sarayda kendini bildiği andan itibaren mücevherlerle, şan şöhretle, güzellik pohpohlarıyla büyümüş nefes kesen endamda bir kadın gerçekten. Buna alışmış birinden özgüvenin de, şımarıklığın da, her şeyden ve herkesten beklenti ve heveslerin de en şiddetlisi beklenir. İstediğini de alıyor, hemcinslerinin hasedini, karşı cinslerinin hayranlığını kazanıyor. Lami’yi elde etmeden önce ve elde ettikten sonra durulmuyor çünkü tatminkarlık eşiği hayatına her giren kişiyle bir basamak daha yükseliyor. Canan’a ihtişamlı bir takı almak uğruna dükkanından en sevdiği hayvanını satan, çevresinde pervane olan birsürü erkek, bitmek bilmeyen bir yarış var. Cananı erkekleri parmağında oynatacağı gibi şekillendiren çevresi Bedia’ya işlemiyor, “Kadın da aldatmalı, başka erkeklerle kur yapmalı ki erkek kısmının gözü açılsın durulsun” nasihatlerine kulak asmadan bekliyor. Bu farkı göstererek iffeti göstermeye çalışmıştır belki Peyami Safa, 'insan iradeden yoksun, çevresinin elinde yoğrulan hamurdan ibaret değil' diyerek. Ama Bedia’yı iffetli konumuna yerleştirmeye çalışırken dozunu kaçırıp enayi konumuna kaydırmış, benim gözlemlediğim bu. Peyami Safa Canan’ı öyle güzel betimlemiş ki gözümde bir karakter bile beliremedi. Kokusundan bakışına, vücudundan yürüyüşüne, uyuyuşuna, uyanışına, nefes alışına kadar Canan’a ait her şey o kadar tutku ve hayran bir dille yazılmış ki ben bile etkilendim. Selim diyor ki “Bir kadın harikulade güzel olabilir, fakat sevilmesi için bu mühim bir sebep değildir.” (s.39). Bu Lami için geçerli mi tam olarak bilemeyiz, kendisi Bedia’dan çirkin olduğu için sıkılmıyor aslında, sakinliği ve durgunluğundan bunalıyor. Kaldıkları yalının ölü sessizliği, kapalı perdeleri Lami’yi boğuyor, o da soluklanmaktan bıkarak soluğu Canan’ın yanında alıyor. Kaldı ki tüm gerçekleri gördükten sonra yine dingin limanına, kuzu gibi bekleyen Bedia’sının yanına dönüyor. Bedia’nın yanında Canan’ın şirretliğinden korkulur mesela ama evde oturup kocasının diğer kadınlardan hevesini alıp dönmesini beklemek yerine Canan aklı ve gözü dışarıda olanı, bir şeyler feda etmeye hazırda bulunanı kullanıp sömürmesini iyi biliyor. Ahlak timsali gelenek ve ahlak bozan modernite, Doğu-Batı çatışması falan çok işlemedi bana burada onun için, en azından Peyami’nin diğer eserlerine kıyasla. Kitapta dikkatimi çeken ve yazmadan duramam dediğim son sayfalardan da bahsetmek istiyorum. Selim ve Lami sık sık aşkın ve kinin birbiriyle aynı duygular, farklı tezahürler olduğu şeklinde konuşmalar gerçekleştiriyorlardı. Peyami Safa bunu son sahnede oldukça farklı bir yöntemle anlatmış, aldatıldığından emin olduktan sonra eşini elleriyle boğacak raddeye gelen Lami’nin, Canan ile epey kanlı ve resmen vahşi bir boğuşma yaşanırken bir anda hoş bir kokuyla, edalı bir cilveyle özür dileyip eski ‘köle’ haline döneceği bir cinnet sahnesi eklemiş eserine. İzlemiş kadar oldum diyeceğim bir anlatımdı. Son olarak da kitabın genel izlenimi olarak aklımda kalan ve yine genel duygu durumumun hayal kırıklığı olmasına sebep olan durum hakkında yazmak istiyorum. Lami Canan için çorabından giysisine, kahvaltısından gün içinde her şeyine kadar Canan’ın çevresinde pervane olurken Bedia’ya geri döneceği zaman özür dilemenin kolay olduğunu, ama yalvarmadan emin olamadığını söylüyor. Duygusal olarak bakıldığında çok ağır bir şey bence, başkasına gocunmadan yapılan kölelikle hiçe sayılan gururun seni her şeyinle kabul eden kişiye karşı kibre bürünmesi. Metafor olarak bakarsak ne oluyor, milletimizin geleneklerine ancak moderniteden mağdur olduklarında mahcup olmaları ama yine de gelenek için uğraşmaya takati ve hevesi olmaması mı?
CânânPeyami Safa · Ötüken Yayınları · 20225,1bin okunma
·
254 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
İncelemeniz çok güzel gerçekten. Bayıldım
ayşegül b.
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim, sevindim beğenmiş olmanıza 🥹