Gönderi

Osmanlılar, Babürlüler ve Safeviler
Timur sonrası dönemin bu üç imparatorluğu Gazali' nin on ikinci asırda ileri sürdüğü ve o dönemden sonra ana akım İslam itikadının kuralı haline gelen aklın önüne sınır konulmasına karşı çıkmamışlardı. Fert ile Tanrı'nın doğrudan tevhid olabileceğini kabul eden Gazali aklın, uygulamaya dönük sorunların çözümünde kullanılmasına o kadar da karşı değildi, fakat ontolojik meselelerde bir araç kullanılmasını kabul etmemekteydi. Bu üç büyük Türki imparatorluğun din alimleri ve devlet yetkilileri Gazali'nin ma­tematiği, bilimi ve mantığı insanoğlunun Tanrı ile olan ilişkisine karış­tırmayıp bunlara verdiği ikincil rolü kabullenmişlerdi.
Sayfa 647 - Kronik Kitap·Kitabı okudu
Araştırma inceleme insan ve toplum felsefe
·
1.196 Gösterim
2 Yorum
Yahya Saygan
Gönderi Sahibi
Her üç örnekte de sanat, düşüncenin kardeşi olmaktan çok dü­şüncenin yerine geçendi. Zarafet egemenliğini sürdürürken gerçeğe ise artık tahkik ve tetkik edilmesine lüzum kalmamış olan tamamlan­mış ve mükemmele erişmiş gözüyle bakılmaktaydı. Bu yaklaşımdan ötürü bu imparatorluklarda entelektüel hayat geçmişe bakmaktaydı. Yine bu yaklaşım yeni bilginin harekete geçirme gücünü görmezden gelmişti. Dolayısıyla muhteşem bir entelektüel mirası harcamışlardı. Bu har vurup harman savurma öylesine bir boyuttaydı ki Aydınlanma Çağı'nın müthiş elyazmalarının çoğu harap olmuş ve kütüphanelerde kaybolmuştu. Aydınlanma Çağı'nda yazılmış olan bu kitap ve risale­lerin utanç verici bir şekilde kaybolmuş olması varislerinin tavrından ve önceliklerinden kaynaklanmıştı. Hariçten gelenlerin bir müdahalesi söz konusu değildi. Hatta bugüne ulaşabilmiş az sayıdaki elyazmasının yerini tespit etme ve bu eserleri koruma altına alma çabasına ilk girişen­ler de Avrupalılar olmuştu. Bu üç imparatorlukta modern üniversiteler ve başka tarzdaki öğre­nim merkezleri mevcut değildi. Matbaa çok geç gelmişti. Düşüncenin başka yerlerdeki ana merkezleriyle etkileşim yok denecek kadar azdı. O halde şunu kabul etmeliyiz ki Orta Asya M.S. 11OO'den itibaren derin bir entelektüel çöküş tecrübesi yaşamıştır. s.659
Yahya Saygan
Gönderi Sahibi
Osmanlılar, Babürlüler ve Safeviler gele­neksel Türk-İran monarşileri olarak kurulmuşlardı. Hepsi ordu köken­liydi, merkez dışı güçlere yatkınlardı, tamamıyla kentlilerdi ve ulusal ve uluslar arası ticarete kıymet veriyorlardı. Dindar Müslümanlar olarak hükümdarları inancı muhafaza etmeyi devletin bir vazifesi olarak değer­ lendirmekteydi. Ayrıca hepsi musiki, sanat, şiir ve zanaatta insan yaratı­cılığını takdir ediyor ve mali açıdan cömertçe destekliyorlardı. Üç varis devletin seçkinleri ara­sında sadece birkaç kabiliyetli kişi matematik, tabiat bilimleri, sosyal bilimler ya da felsefede isminden söz ettirecek bir başarıya imza atmıştı. Yeni teknolojilere açık olsalar bile bu teknolojileri üretme konusun­ da istekli değillerdi. Tüm bunlar bir araya geldiğinde bu ilk modern imparatorluklarla Timurlulardaki düşünürler Buhara, Nişabur, Merv, Ürgenç, Tus, Gazne, Semerkant ya da Balasagun'daki seleflerinden çok geride kalmışlardı. Orta Asya'nın Aydınlanma Çağı ile kıyaslandığında bu üç devasa erken dönem modern imparatorlukların entelektüel açı­dan fakir ve gelişmemiş oldukları görülmektedir. s.648 Orta Asya'da ortaya çıkan bu şüpheci ve bilimsel düşüncenin, Orta Asya geleneğini tevarüs etmiş olan üç büyük imparatorlukta, yani Babürlüler, Safeviler ve Osmanlılarda de­vam etmiş olduğu... Elbette bu üç imparatorluk en parlak dönemlerinde müthiş bir servet elde etmişler ve Agra, Delhi, Lahor Isfahan, Şiraz, Konstantinopolis ve Kahire gibi muhteşem kentler inşa etmişlerdi. Ancak bu üç imparatorlukta bilimin hem nicelik hem de nitelik bakımından parlak olmadığını ve felsefede orijinal eser yerine daha ziyade şerhlerin mevcut olduğunu belirtmiştik. Netice itibariyle, bu görkemli İslam imparatorluklarının en büyük kültür başarıları dü­şünce değil estetik dünyasındaydı. s.659
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.