Bu kısa inceleme bile Orta Asya'daki entelektüel canlılığın yok oluşu hakkındaki en fazla kullanılan açıklamaların su götürür olduğunu göstermeye yeterlidir.
Ne çevresel değişim, ne Moğol tahribatı, ne Asya'ya giden deniz güzergahlarının sık kullanılmaya başlanması, ne himayenin azalması, ne imparatorlukların düşüşü ne de düşünceye daha az önem verdikleri iddia edilen Türki göçebe kültürlerin gelişi Orta Asya'daki bilimsel ve felsefi hayatın nicelik ve nitelik olarak yaşadığı çöküşü açıklamaktadır. Dolayısıyla başka sebepler aramak gerekir.
Ümmetin içindeki bu Sünni-Şii kavgasının Orta Asya'daki Müslüman zihnine mühür vuran en büyük sebep olduğunu söylemek abartılı olmayacaktır.
Ana akım din anlayışı katılaştıkça ideolojik taassubun maliyeti artmaktaydı. Başta düşünürler otosansür uygulama yoluna gitmişlerdi ama zaman içinde doğru düşünce gardiyanlarını karşılarına almalarına sebep olacak bu alanlara eğilmekten vazgeçmişlerdi.
Elbette geleneksel din anlayışı da kendi düşünürlerini yetiştirmişti. Bu insanlar da yazdıklarında samimilerdi. Fakat ortada titiz ve açıktan eleştiri olmadığı için geleneğin sınırları dahilinde hareket edenler bile zaman içinde tembelleşmiş ve tekrara düşmüşlerdi.