·680 syf.··Beğendi
···Okunma: 11 Haziran 2024 22:33 Okuduğum her eserde kendimi istemeden bir karakterin yerine koymuş bulurum. Onunla beraber üzülürüm, acı çekerim. Bazen aşık olurum onunla beraber, bazen de ölümü düşlerim. Belki de ilk defa bir karakterden bu kadar korktum. Belki de hayali bir karakterden öte bir şey olduğunu fark ettiğim içindir. Kendimi onun yerine koyamadım. Korktum. Herkesin dibi gördüğü zamanlar vardır elbet, hatta biraz oturup düşünürsek gerçekten mutlu olduğumuz anların kısıtlılığı ürkütücü bile gelebilir bize.
Bizler kendimizi kandırmayı çok iyi beceren varlıklarız. Olmadık hayaller kurarız, kandırırız kendimizi. Mutlu aile resimleri, aşk dolu evlilikler, ve mükemmel ebeveynleriz hepimiz. Hepimiz çok güzeliz, hepimiz çok yakışıklı. Daha da kötüsü var, sahte hüzünler yaşayanlar... En çok ben acı çektim, en çok ben diye avaz avaz bağıran sahte kişilikler... Kimseye üzülmezler bunlar, kimsenin acısını hissetmezler. Bazen dinliyormuş gibi yaparlar ve ilk fırsatta sözü alıp tekrar tekrar kendilerine ağlamanızı isterler. Sizin enerjinizi sömürdükçe hayat bulur bu tipler.
Oysa bu kitapta gerçekten bir dibe vurmuşluk var desem okuduklarımın yanında eksik kalır. Dibin de dibini görmek daha doğru olur. Arttırıyorum dibin dipsizliğinde kaybolmuş bir karakter var bu kitapta. Tutunamayan demiyorum çünkü tutunacak bir dalı da yok etrafında. Uyanış diyebiliriz buna... Uyanış... Dip değil, gerçeğe uyanış.
Tüm sahteliklerden arınmış, düşlerden sıyrılmış, gerçeği en acı şekilde görmüş bir karakter. Hepimiz bir oyunun içindeyiz. Bize bazı roller biçmişler ve bizler bu oyunu en iyi şekilde oynamaya çalışıyoruz.
Çocuk dediğin böyle olur, anne/baba dediğin böyle. Kadın dediğin böyle olur, adam dediğin böyle. Kızlar Barbie bebekler gibi olmalı, güzel, dikkat çekici ve kırılgan. Erkek dediğin temeli sağlam atılmış duvar gibi olmalı. Yüklenmeli her şeyi de bir "ah" dememeli. Evde, işte, sokakta, okulda, aşkta, arkadaşlıkta, aklınıza gelebilecek her şeyde, her yerde görevler üstlenmişiz. Bize ait olmayan ama sebepsizce kabullendiğimiz kurallardan ibaret hayatlarımız.
Pessoa tüm bunların farkında. Kendisine verilen rolü becerememiş. Bu yüzden de kendisini hiçliğin içerisinde bulmuş. Sıradan insanlardan duyduğu tiksinti onu yalnızlığa itmiş. Ki bu oyunun içinde olan, bu oyunu kuralına göre oynayan hepimiz onun gözünde sıradan ve tiksinilecek insanlarız. Kurduğumuz hayallerimiz, övündüğümüz yanlarımız, gösteriş budalası olmamız, kendimizi herkesten farklı/üstün görmemiz, hepsi ama hepsi onun midesini bulandırıyor... Mükemmeli arayan bizlerin aksine o kusurlunun hayranı.
Kitap isminin hakkını sonuna kadar vermiş. Okudukça huzursuz oluyorsunuz. Pessoa gerçekleri yüzünüze vurdukça içiniz sıkılıyor. İnkâr etmek istiyorsunuz ama yazarımız tüm kapıları kapatıyor, kaçamıyorsunuz. En sonunda lanet olsun tamam ben de bahsettiğin o maskeli insanlardanım diyorsunuz :)
Söylediği her şeyde sonuna kadar haklı bence, fakat o kadar inandırmışız ki kendimizi o söylediği sahte kişiliklerimize, tüm bunları aşmak ve "gerçek" bir insan olmak hiç de kolay değil. Hem senin kadar kaldıramam ben bu huzursuzluğu Pessoa. Bırak sahtede olsa mutlu olalım.
Herkese huzurlu okumalar :)