10/10
·453 syf.··
Beğendi
·
2024 126. kitabı
Milton, Kayıp Cennet kitabını görme yetisini kaybettikten sonra yazmış ve bu kitabın onu "her gece ziyaret eden ilahi bir ilhamın sonucu" olduğunu iddia etmiştir. Kısaca özetlemek gerekirse Kayıp Cennet, gelişigüzel efsanevi hikayelerin birleşimi sonucunda hiçbir zaman tam olarak keşfedilmemiş olan İncil'den bazı bölümleri okuyucuya ana hatlarıyla aktaran edebi bir eserdir. Günümüz dünyasında İncil gibi kutsal kitaplara dahil edilebilecek çok az metin olmasına rağmen Kayıp Cennet kesinlikle bu metinlerden biridir (İlahi Komedi bunların en önemlisidir). Hatta, Kayıp Cennet'in büyük bir bölümü, birçok Hristiyan onu bir kaynak olarak tanımasa da, Hıristiyan mitosuna kabul edilmiştir. Bu kitap sadece destanları değil, bilinen kahramanlık biçimini de güncellemiş ve şeytanı sorgulaması, az sonra da açıklayacağım gibi, nihayetinde büyük bir başarısızlığın kanıtı olsa bile, yine büyük bir felsefi keşif olarak tanımlanmıştır. Konstantin döneminde Cehennem ve Şeytan olguları yeniden kavramsallaştırılmıştır. İncil'de Cehennemin temsili genellikle mecazidir ve 'ateş ve kükürt' içermez. Cehennem, 'Tanrı'dan uzaklaştırılmak' olarak tanımlanır ve başka bir alternatif anlamı yoktur. Bunun rahatsız edici ve acı verici bir deneyim olması gerekir fakat fiziksel bir işkence değildir. Ancak bu olgunun modern karşılığına bakacak olursak; Cehennem'in, Helen mitolojik etkilerine, bu bağlam üzerine kurulu Vahiyler ve ayetlere dayandırıldığını görebiliriz. Günümüz anlayışına göre 'ateş ve kükürt'ten oluşan bu mekan, kıyametten sonra Şeytanın ve Deccal'in konulduğu yerdir. Aynı şekilde Şeytan da saçmalıkların peşinden koşan, açgözlü bir aptal olarak tasvir edilir. İncil'e dayanarak söyleyebiliriz ki yaptığı tek cezbedici şey, önce Tanrı'ya gidip müdahale etmesine izin verilip verilmediğini sorduktan sonra koyulduğu İş sırasında meydana gelmektedir. Şeytanın büyüleyici, asi bir düzenbaz ve bir dahi olduğu olgusu tamamen Milton'ın tasvir ve düşüncelerinden oluşmaktadır. Şeytan'ı Epic Şiir'in kahramanlık figürleriyle uyumlu bir hâle getirebilmek için onu bu şekilde tasvir etmiştir. Daha öncesinde de söylediğim gibi, bunun nedeni Şeytanı bir kahraman olarak görmesi değil, halk kahramanlarımızın eski hikayelerde de olduğu gibi süper katiller değil; alçakgönüllü, dindar, basit adamlar olması gerektiğini göstermek istemesidir. Şeytana isyan etmesi için felsefi ve politik motivasyonlar verir, fakat bütün bunlar sadece Tanrı'nın sorgulanamayacağını veya mağlup edilemeyeceğini fark etmemesine neden olur. Ve bunu sorgulamadan kabul eden herkes (C.S. Lewis gibi), Şeytan'ın, sırf doğal düzeni sorguladığı için aptal olduğuna inanmakla yükümlüdür. Bunun üzerine Milton, Şeytan'ın şüphe etmekten başka çaresinin olmadığını ve rasyonel zihinlerin varlığı nedeniyle insanın da şüphe etmekten kendini alamayacağını belirtir. Bu durumda Blake'e aşık olup Milton'ın Şeytan'ın adamı olduğu varsayımını öne sürebiliriz (olmak istediği için değil, İncil'in söylemlerini rasyonel bir sonuca ulaştırdığı için). Bu bahsettiğim varsayım Havva'nın yaratılışında da oldukça şok edici bir şekilde gösterilmiştir: henüz dünyaya tamamen yabancı iken bir su birikintisinde kendi yansımasını görür ve onu güzel bularak safi duygularla yere eğilir, kendi yansımasını öpmeye çalışır. Narcissus efsanesinin bu eğlenceli anlatımı, Tanrı'nın kadınları doğal olarak otoerotik yarattığını savunur. Ne yazıktır ki bu görüş hiçbir zaman Modern Hristiyanlık anlayışına kadar ulaşamamış, ancak Kayıp Cennet'in gücünü de olabildiğince vurgulamıştır: bu yol ile Milton, araştırdığı her fikre, yan yana gelmediklerine bile, retorik destek sağlamaktadır. Okuyucusunun düşünmesini ve okuduklarını anlamlandırmaya çalışmasını ister. Şeytan meselesine geri dönelim. Kitapta tam bir kahraman timsali olduğu için Şeytan'a sempati duymamız gerekiyor ancak onun hâlâ daha Şeytan olduğunu biliyoruz. Ona sempati duymanın yanlış olduğunu ve direkt kendisinin de "yanlış" olması gerektiğini düşünüyoruz. İşte tam burada Milton, ne yaparsak yapalım sempati duymayı bırakamadığımız ve bu duygunun üstesinden gelmek için her gün savaşmamız gereken o Şeytan kavramını icat etmiştir. Yazarımız ek olarak günah kavramını şüphe olarak tanımlamış, ancak şüphenin sürekli bir döngü içinde eski yanıtları yalanlayıp yenilerini sunacağını fark etmemiştir. Gerçek şu ki, metafiziksel bağlamda şüphe, ancak var olduğunu bilemeyeceğimiz bir alanda bizi etkileyebilir. Şeytan şüphenin babasıdır ve şüphenin nihai sonucu temelde cahil olduğumuzu kabul etmektir: inanırken ya da tam tersi. Son olarak birkaç şeyden daha bahsetmek istiyorum. Bana göre Milton teknik anlamda İngiliz dilini oldukça deyimsel ve ustaca kullanmıştır. Onun kitaplarını okumak Latince geçmişi olmayanlar için çoğunlukla çekilmez bir çile haline gelmektedir çünkü cümle yapısı özellikle fiil kullanımından yoksundur ve metafizik şiir biçimini mantıksal açıdan yorumlar. Aynı zamanda, özellikle daha uzun biçimler söz konusu olduğunda, yazarların en bilgililerinden ve satire ustalarındandır. Mitleri ansiklopedik şekilde araştırması, sahneleri yeniden yorumlaması ve farklı fikirleri benimsemesi, spesifik olarak bu çalışmayı İngilizce'deki en kapsayıcı ve derinlikli çalışmalardan biri haline getiriyor. Bu durum kitaplarını, referans aldığı çalışmaları okumak istemeyen okuyucular için zorlu bir maraton gibi gösteriyor, ki bunu oldukça ironik buluyorum çünkü kimse son kitabı eline almadan önce on bin sayfa Harry Potter okumak zorunda kalmaktan şikayet etmiyor.
Edebiyat
Paradise LostJohn Milton · Penguin Books Publishing · 20031,445 okunma
··1 alıntı·
346 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.