Merhabalaaaar!
Bugün bu kitabın incelemesinden çok yazar hakkında derinlemesine bilgi vermek istiyorum. Çünkü yazar, en sevdiğim yazar ve benim bu okuma isteğimi elde etmemi sağlayan kişi.
Ahmet Ümit, polisiye türünü okumak isteyen herkese şiddetle tavsiye ettiğim yazar.
•Ahmet Ümit kimdir?
Ahmet Ümit Gaziantep'te 7 çocuklu bir ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası kilim tüccarı, annesi terziydi. İlk öğreniminin ardından Gaziantep Atatürk Lisesi’ne devam etti. On dört yaşından itibaren sol görüşlü bir etkinci oldu. Ülkücülerle aralarında çıkan bir kavgadan dolayı yirmi dört arkadaşıyla birlikte Gaziantep dışına sürgün edildiği için liseyi Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde bitirdi. 1979’da Marmara Üniversitesi’nin Kamu Yönetimi bölümünde yükseköğrenimine başladı. Öğrencilik yıllarında tanışıp evlendiği Vildan Hanım ile evliliğinden Gül adında bir kızı oldu (1981).1980 darbesinin ardından derneklerde sol görüşlü olarak çalıştı. 1982’de düzenlenen “Anayasaya Hayır” kampanyasına katıldı. Duvarlara afiş yapıştırırken yakalanan arkadaşları için öykü şeklinde yazdığı rapor, takma adı olan "K. Yalçın" imzası ile önce Atılım Dergisi’nde sonra Prag’da kırk dilde yayın yapan Barış ve Sosyalizm Sorunları Dergisi’nde yer aldı. Yazarlığa adımını bu rapor/öykü ile attı. 1983 yılında üniversite öğrenimini tamamladı.
Üyesi olduğu Türkiye Komünist Partisi (TKP) tarafından 1985’te Moskova’ya gönderildi. 1985-1986 yılları arasında Moskova Sosyal Bilimler Akademisi'nde eğitim gördü. TKP tarafından komünistlik eğitimi almak için Rusya’ya gönderilen altı gencin başından geçenleri anlattığı Kar Kokusu (1998) adlı romanı, bu dönemde yaşadıklarından izler taşır. Moskova’da iken şiir yazmaya başladı. 1989’da etkin siyasetten ayrıldı ve Sokağın Zulası adlı şiir kitabını yayımladı. Arkadaşı Ali Taygun ile bir reklam ajansı çalıştırmaya başladı.
1990 yılında bir grup edebiyat tutkunuyla birlikte Yine Hişt adlı kültür-sanat dergisini çıkardı. Şiir, öykü ve yazılarını Adam Sanat, Yine Hişt, Öküz ve Cumhuriyet Kitap dergileri ile Yeni Yüzyıl gazetesinde yayımladı.
1992 yılında yayınlanan ilk öykü kitabı Çıplak Ayaklıydı Gece, aynı yıl Ferit Oğuz Bayır Düşün ve Sanat Ödülü'nü aldı. Bu kitap Ahmet Ümit'i yazın dünyamıza tanıtan ilk kitap olma özelliğini de taşır.
Arkadaşı tiyatro yönetmeni Ali Taygun’un teşvikiyle polisiye yazmaya ağırlık veren Ahmet Ümit, 1993 yılında atv için çekilen Çakalların İzinde adlı polisiye dizinin öykülerinin ve senaryosunun yazılmasına katkıda bulundu. Ardından da 1995'te Ahmet Ümit, çeşitli gazete ve dergilerde Franz Kafka, Dostoyevski, Patricia Highsmith, Edgar Allan Poe ve polisiye roman yazarları üzerine inceleme ve tanıtım yazıları kaleme aldı.
Bir Ses Böler Geceyi (1994) adlı uzun hikâyesinin ardından Masal Masal İçinde'yi (1995) yayımlandı. Annesinden dinlediği masalları düzenleyip yazdığı bu kitap çeşitli özel ilköğretim okulunda ve özel kolejlerde ders kitabı olarak okutuldu, Koreceye çevrildi. Kitaplarının tümünde var olan gerilim duygusu Sis ve Gece (1996) adlı polisiye romanında kendisini bütünüyle dışa vurdu. Sis ve Gece Türkiye'de yankı uyandırdı, tartışmalara yol açtı. Yunanistan'da yayımlanarak yabancı dile çevrilen ilk Türk polisiye yapıtı sanını kazandı.
Sis ve Gece'yi, Kar Kokusu (1998) adlı romanı, Agatha'nın Anahtarı (1999) adlı polisiye öykü kitabı takip etti. 2000'den itibaren Patasana (2000), Kukla (2002), Şeytan Ayrıntıda Gizlidir (2002), Beyoğlu Rapsodisi (2003), Aşk Köpekliktir (2004), Ninatta'nın Bileziği (2006), Kavim (2006) adlı kitaplarını ardı ardına yayımladı. 2007’de İnsan Ruhunun Haritası adlı denemesi yayımlandı. 2008'da yayınlanan Bab-ı Esrar'da Şems-i Tebrizi cinayetini konu edindi. İstanbul hakkında çok ayrıntılı bilgiler de içeren İstanbul Hatırası adlı polisiye romanı Haziran 2010'da okuyucularla buluştu.
Bir kitabı hariç tüm kitaplarını okumuş biri olarak hem yazara hem de kitaplarına bayılmıştım. Ahmet Ümit gibi bir yazarın kolay bulunacağını sanmıyorum. Bir yazarı çok sevmek için sadece diline bakmak yeter diye sanıyordum, bu yüzden en sevdiğim yazarın hayatını değil de kitaplarına tutunmak mantıklı bir seçenekti benim için. Peki ya siz sevdiğiniz bir yazarı ne kadar tanıyorsunuz? Ya da asıl soru şu olmalı, sevdiğiniz yazarı hayatı için mi dili için mi seçiyorsunuz, sevdiğiniz yazarı neye göre seviyorsunuz?
Bu uzun zamandır kendime sormadığım bir soruydu, ta ki bir arkadaşımın Ahmet Ümit hakkındakileri su gibi yüzüme çarpana kadar.
Bir yazar neden Türk demek yerine Türkiye kökenli derdi? Buna mantıklı bir cevap aramak istedim, ama bulamadım. Almanya gibi toplama bir devleti anlatmak için bile Almanlar derken biz Türkleri neden anlatmak için Türkiye kökenli diye bir tabir kullandı?
Kayıp Tanrılar Ülkesi kitabında sayfa 142'den bir alıntı bırakıyorum aşağıya.
''Duvarlara resim yapıyorlar diye insanlara saldıramazsınız. Alman olsun, Türkiye kökenli olsun, Arjantinli olsun kimseyi tehdit edemezsiniz. Çünkü hepsi Alman Anayasası'nın güvencesi altındadır. Ama daha korkuncu, kavgada elinizden kasa turanızı aldılar diye evlerini basarak insanları öldüremezsiniz."
Almanya kökenli değil, Arjantin kökenli değil. Ya peki neden Türkiye kökenli? Bunu sorgularken şöyle bir alıntı çıktı karşıma. #243955766 denildiği gibi bizlere Türkiyeli denmez Türk denir. Türk kökenli saçmalığı da nereden çıktı?
youtu.be/O8yd4dxxk58?si=... videosunun izledikten sonra tatmin oldum. Türkiyeli diye bir kavram yok, olmayacak da. Denildiği gibi "Ben Türkiyeliyim, Ben Almanyalıyım, Ben Portekizliyim diye bir şey olamaz. Ben Türk'üm." Olmalı o. Öyle de olacak her daim.
Yani sözün özü şudur ki; Türkiye çok milletli bir devlettir yani Türkiye gibi fazla etnik kökenin bulunduğu bir devletteyseniz o devleti tek bir çatı altında birleştirmenin tek yolu tek bir sözcük kullanmak olacaktır herkese ortak SİYASİ KİMLİK denilir buna. Atatürk Kurtuluş harbinde bizimle beraber mücadele eden Kürde, Laza, Çerkeze ve daha bütün milletlere tek bir sözcük adı altında birleşen bir milletin kurduğu devlet yapacağım sözünü vermiştir ve bu sözcük TÜRK sözcüğüdür işte bu yüzden Türkiye'de vatandaşlık almış herkese TÜRK diyoruz yine diyorum Türk sadece bir etnik köken değil bir çok etnik kökeni kapsayan MİLLET ifadesidir. Türkiye'de yaşayan vatandaşlık almış herkes TÜRK'TÜR, NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
"Benim hayatta en büyük övüncüm, servetim Türklük'ten başka bir şey değildir."
Mustafa Kemal Atatürk
Hepimizin en büyük gurur kaynağıdır Türk olmak. Ben Türkiyeli değilim. Türk'üm.
Ahmet Ümit'in bu kavramı seçmesi için aklıma üç seçenek geldi.
1) Kapsayıcılık: Ahmet Ümit, "Türk" kelimesinin sadece Türkiye'de doğanları kapsadığını düşünerek, Türkiye'de yaşayan ve Türk kimliğiyle özdeşleşen tüm insanları kapsayacak şekilde "Türkiye kökenli" demeyi tercih etmiş olabilir.
2)Farklılık: Ahmet Ümit, Türklerin farklı etnik kökenlerden ve kültürlerden geldiğini vurgulamak için "Türkiye kökenli" demeyi tercih etmiş olabilir.
3) Politik: Ahmet Ümit, Türkiye'deki etnik gerilimlere dikkat çekmek veya belirli bir siyasi görüşü savunmak için "Türkiye kökenli" demeyi tercih etmiş olabilir.
Bunlar her ne kadar kulağa mantıklı fikirler olarak gelse de bunun bir bahanesi olamaz. Biz buna ne diyoruz?
#243965937