Gönderi

6/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2017 12. kitabı
Az önce paylaşılan bir alıntıdan sonra bu "tez"i okuduğum geldi aklıma. Yıllar oldu okuyalı. Arthur amca bunu bir kitap olsun, eser olsun, basım basım basılsın diye yazmamış. Bu bir tez yazısı. Bir nevi kendi jenerasyonunda gördüğü kadın erkek ilişkileriyle ilgili görüşünü, fikrini açıklamış. Bu yazının içinde felsefi bir çözümleme olmadığı gibi mevzuya felsefi bir yaklaşım da yok. Zaten kadın erkek ilişkilerine neresinden felsefi yaklaşacaksın ki? Durumu olduğu gibi görürseniz okuduğunuz şeyin fazlasıyla zeki bir filozof/yazarın edebi bir eseri olarak değil de, çok uzun zaman önce birilerinin kadın ve erkekler hakkında yazdığı hehangi bir yazı olduğunu da anlarsınız. Zira Arthur amca bir filozof, aşk meşkle ilgili konuştuğunda bu alanın dışına çıkmış oluyor. Benzetme yapmak gerekirse; bir genel cerrahın su tesisatlıyla ilgili yazdıkları ne kadar geçerli ve ilgi çekiciyse bir filozofun aşkın dinamiklerinden bahsetmesi de o kadar sıradan. Kaldı ki mevzu tamamen kişisel deneyimlerle ilgili bir mevzu olduğu için, bu konu hakkında kim ne yazarsa yazsın kendini bağlayacak kadar doğru olabilir. Birisi aşkı hayatının amacı belleyip kutsalı olarak görürken diğeri üremek amaçlı bir aldatmaca gibi görebildiği sürece aşk olgusu hakkında analizci yaklaşımla yazı yazmak baştan sona beyhude kalacaktır. Aşk edebiyat için olsa olsa bir ilham kaynağı, amaca giderken çok işe yarar bir enstruman olabilir. Fazlası yazarın kasıntılığına girecektir. En azından benim için böyle. Aslında yazının başlığı güzel açıklıyor mevzuyu. Aşkın içerisinde bir metafizik var mıdır? Aşk dediğimiz şey aslında doğaüstü bir şey midir yoksa gayet ayakları toprağa basan, göklerde gezinmeyen, insana özgü bir şeyin aklımızla yüceltilen, uçurulan tarafı mıdır? Olmadı, ikisinin arasında bir şey midir? Şimdi, sitemizde kitabı okuyan kadınların her birinin parmak bastığı "Kadınlar hakkında" bölümü sanırım bahsedilmeye değer tek bölüm. Çünkü çok sivri dilli, çok köşeli ifadeler var kadınlar için. Erkek olarak bile okurken rahatsız edebilecek kadar çok hem de. Kadınları, dünyaya geliş amaçlarına (yani üremeye) yönelik bir içgüdüyü metafizikleştirmekle suçluyor yazar. Bir nevi aşk denen şeyi erkeği ikna edip amaçlarını gerçekleştirmek için gerekli bir manipülasyon, bir kandırmaca olarak açıklıyor. Hepsi Havva anamızın başının altından çıktı diyor -Havva anaya inanmasa da-. Erkekteki cinsel zayıflığı da eleştiriyor bu arada ama oraya değinmiyor desek yeridir. İkinci kısımda ise erkeğin kadın ile arasında oluşabilecek duygusal bağın sağlamlığı ve bu bağın sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi sonrasında verebileceği iç huzuru da anlatmadan geçmiyor. Dil burada yumuşuyor yani. Sanırım kadınları genellerken hisettirdiği olumsuz tecrübelerine dair kızgınlık, olumlu tecrübelerine döndükçe sevgiye dönüşüyor. Bir üst paragrafta yazdıklarımı düşünürseniz aslında istemeden de olsa aşkın çok genel bir özelliğini de betimlemiş oluyor bu tez ile. O betimleme şu; Arthur amca kadınların aşk düşkünlüğü ve öne sürdükleri duygusallıktan bir taraftan hem nefret ediyor, hem de bunu sevebileceği, kabul edebileceği bir kadından gördüğünde yumuşayıp uysallaşıyor. Ne seninle, ne sensiz dediklerini istemeden örnekliyor yani. Ya da şöyle bir son tespit yapayım da bitsin; İşin içine kadınlar ve aşk girince en baba felsefeci bile böylesine hiddetlenip saçmalıyor!
Felsefe
Aşkın MetafiziğiArthur Schopenhauer · Ayrıntı Yayınları · 201816,8bin okunma
·
69 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.