·549 syf.··Beğendi
···Okunma: 07 Ekim 2017 00:00 Jeanne ve Thomas. Jeanne bizim hikayemizdeki baş karakter. Thomas ise sevdiği. Biraz zor bir sevgi tabi. Kitap her zaman ki gibi kahramanın ağzından anlatılan hikaye ile başlıyor. Giriş ve yaşantısı demek istiyorum. Yoksa Gerritsen romanlarındaki gibi başta çok farklı bir hikaye ve ardından gerçek hikayede ona dokunuş şeklinde bir anlatım yok. Tabi Jeanne için de yazarımız tüm kadınların ortak duygusu ‘Aşk' ve bu zamana kadar ki -bu konuda- ‘Başarısızlık' temasını işlemişti. Konu aşk olunca biraz tanımıyorum çünkü hep seven kadınlar gibi bir algı var ve kitaplar da genellikle kadınlar için yazılıyor. Ben bu algıya inanmak istemiyorum. Aşk sadece kadınlarla olsaydı biz neden üzülecektik yani ? Bence herkeste biraz aşk vardır.
Bir soruşturma da çocuk ölümleriyle ilgili şirket yönetici Perraya tutuklanıyor ve onun sorgusunun ardından macera başlıyordu.
Beklenen atılımlardan biri daha geliyor ve bir kadın öldürülüyordu. Ölen kadının ölüm şekline baktığımızda da ‘Yamyamlık’ dersek abartı olmaz. Kemiklerine kadar yenmiş insan parçalarından ve vücuttaki parçalanmış etlerdeki diş izlerinden bahsediyoruz çünkü.
Jeanne bu olaya el attığında soruşturmanın başındaki isim de Patrick Reischenbach. Ve tabi bir adam daha ölüyor. Nelly Barzac. Eh tabi ne kadar cinayet o kadar teori, araştırma ve tabi -şaşırtan- birbiriyle bağlantılı sonuçlar.
Araştırmalar bununla sınırlı mıydı ? Kesinlikle hayır. Urucum. Bir bitki. Bu bitkinin özelliği nedir ? Brezilya taraflarında bulunan güneş ve sineklerden korunmaya yarayan ve 16. Yüzyılda yerlilerine Portekizlilerin Kızılderili adını vermeleri gibi oldukça detaylı araştırmalar da eklenmişti.
Peki ya 3 kurban. Bir hemşire bir sitogenetikçi ve bir heykeltıraş. Katil de otistik eğilimleri olan birisi diye şüpheleniliyor. Nikaragua'da bir kan transfüzyon labaratuvarı, Arjantin'de bir tarım yeri ve Managua'ya uçmuş bir psikiyatr. Herşey oldukça ilgi çekici.
Bu çekiciliğin yanında Jeanne'in 'yanında' bir cinayet işlenmesi ve burnu bile kanamadan kurtulması. Hastanede gözünü açması gibi durumlar da tamamen önceki kitaplardan beri olan ve Grange'nin tarzı haline gelen katili anlamak değil de onu kimin bulacağını bildiren hatalı yazım tekniklerinden diyebilirim. Her yazısında üstüne koya koya gitmesi ancak bu alışkanlığını değiştirememesi onun bence en büyük handikabı.
Tabi güzel yanları da var. Kendisini o kadar seviyorum ki bu eleştiri bile fazla bana göre. Mesela betimlemeler. “Dorukları bulutların içinde ve ancak düşlerde görülebilecek bir manzara” aklıma bizim köy bile geldi resmen. Böyle güzel anlatımları da var yani.
Biraz da kullanılan yabancı dile bakarsak ; İspanyolca’nın yöresel dillere göre harf farklılıklarıyla beraber yazılması ve anlamlarının verilmesi çok güzel ancak cümle içinde mesela ‘Chela, you are’ şeklinde bir metin yerine komple İspanyolca olması cümle için daha iyi olabilirdi. Chela, sarışın kadın anlamına gelir bu dilde ama demek istediğim iki farklı dil değil de tek dili tek cümlede kullanmanın daha iyi olacağıydı.
Proto-Cro-Magnon. Bu Irk halen yaşamaya devam ediyor. Manes Ormanı yani Ölü Ruhlar Ormanı dediğimiz yerde. Peki bizim Yargıç ve sürpriz arkadaşı oraya gidebilecek miydi ? Gidince ne ile karşılaşacaklardı. Hepsi bir muaama, tabi kısa bir süreliğine.
Jeanne ormanda katil ile teke tek yüzleşmek zorunda kalacak peki kazanan kim olacaktı ? Katilin yamyam kişiliği ve nereden geldiği, otel odasında Jeanne’in yanına kadar gittiği onu uyurken ziyaret ettiği gibi ek bilgileri de vermek çok önemliydi. Çünkü bir katilin peşinden geliyorsunuz, koca kıtayı dolaşıyorsunuz ve katili sadece anlatılanlar kadar biliyorsunuz ama katil sizi tanıyor, yanınıza kadar geliyor ve yanınızdaki kişilere zarar vererek hesaplaşmaya tek başınıza gelmenizi istiyor. Son bölümler oldukça sertti diyebilirim.
Jeanne adına gerçek bir kaçış ve bunun gerilimini yaşayan bizler. Peki Jeanne buradan kaçabilecek miydi ? 4 mermisini kullandığı bir silah ve yedek jarjörlerinin olmadığını da düşününce gerçekten okurken bile beni kasan bir etki.
Final içinse şunu diyeceğim. Kesinlikle beklenen bir final değil. Hele benim gibi finallere takıntılı olanlar için tamamen ‘Rezalet’ tanımlamasını yapabilirim. Beklediğimle hiç alakası olmaması bunda etkili mi derseniz; kesinlikle etkili değil. Ancak bu kadar heyecan yüklü bir kitapta bu kadar sabırsız birisi olarak kesinlikle oldu bittiye getirilmiş bir finalden çok konuya uygun bir final beklerdim. Yani şimdi burada örneğini vereceğim ama kitap okuyasınız kalmayacak. Ancak şunu demem mümkün. Kitabın son sayfasına gelince okumayıp kitabı kapatırsanız içinizdeki heyecan ilk baştaki gibi kalır, okursanız ben bu kitabı neden okudum ki diye pişmanlıktan ziyade bir sinir krizi geçirmeniz mümkün. Tabi genel hatlarıyla bakıldığında konu ve bunun işlenişi de oldukça güzeldi bunu inkar edemem. Gene de alıştığım üzere serinin devamı olarak okumaya devam edeceğim. Kitapla kalın..