Bunu okuyan sevgili okur, başlığa şaşırıp bana "Ama Dostoyevski bu kitabında ve yeraltından notlarda Genç Hegelcileri eleştiriyor" diye itiraz edebilirsiniz. Evet, dedikleriniz doğru olabilir; ancak bu kitabı Marksist açıdan değerlendirmeyi engelleyebilecek bir argüman değildir. Ayrıca, Dostoyevski gibi eski ütopik sosyalist ve aydın bir kişinin burjuvaziye kin gütmemesi olanak dışıdır. Lenin'in Dostoyevski hakkındaki görüşleri ise kişisel olmakla beraber haklı yönlere sahiptir. Ayrıca Lenin, Dostoyevski'yi bireyci ve mistik eğilimleri nedeniyle eleştirmesine rağmen onun eserlerinin toplumsal sorunlara dair derin analizler içerdiğini kabul eder. Lenin'in bu fikirlerini yanlış yorumlayan bazı dogmatikletin iddiası olan "tehlikeli kitaplar yazan bir yazar" değildir Dostoyevski.
İncelemeye klasik bir başlangıç yapacak olursak, yazarın hayatından başlamak en iyisi olacaktır. Fyodor Mihayloviç Dostoyevski dünyanın en iyi yazarlarından biri olarak kabul edilir. Rus edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Dostoyevski, toplumsal sorunları ve Çarlık Rusya'sını eleştiren eserleriyle, insan psikolojisini derinlemesine irdelemesiyle ve Sibirya sürgünü sonrası ahlaki düşünceleriyle tanınır. Gençlik yıllarında ütopik sosyalistlerle ilişki içinde olmuş, hatta bu nedenle idam cezasına çarptırılmıştır. Ancak Çar tarafından affedilerek Sibirya'ya sürgüne gönderilmiştir. Sibirya'da kürek cezası çekerken dünya görüşü önemli ölçüde değişmiş, ardından zorunlu askerlik hizmetine başlaması hayatında köklü bir değişime yol açmıştır. Sürgünden döndükten sonra yazdığı eserlerde, Hegel ve sosyalizme yönelik eleştiriler sıkça görülürken, toplumsal meseleleri işlemektende hiçbir zaman kaçınmamıştır. Çoğu büyük eserini bu dönemde vermiştir. Ölümüne kadar yazmaya devam eden Dostoyevski'nin tamamladığı son büyük eseri "Karamazov Kardeşler"dir. 1881 yılında maddi sıkıntılar içinde ölmüştür.
Bukadar uzun bir başlangıç yapmama rağmen, incelemeyi uzun bir kitaba göre olabildiğince kısa tutacağım. Kitapta ilk olarak yüzümüze çarpan sınıfsal çelişkilerdir. Raskolnikov alt sınıftan birisidir. Sefalet, acı içinde yaşamaktadır ve çaresizlikten farklı çıkış yolları aramaya başlamıştır. Kapitalist düzenin yarattığı sınıfsal farklardan dolayı, suça doğru sürüklenir. İnsanın kendi özünden iyice uzaklaşmaya başlar. Bunlar, kendini bir kabuğa çekmesine neden olur; izole bir hayat yaşamaya başlar ve sonunda topluma karşı yabancılaşır...
Sefaletin getirdiği yabancılaşma ile yazdığı makale türündeki yazısında bulunan "olağanüstü insanlar" teorisi, diz boyu bir burjuva ideolojisinin göstergesidir; çünkü kapitalizm insanları, bazı kişilerin diğerlerinden üstün olduğunu benimsetir. İdeal toplum yapılarında toplumcu bir yapı yoktur, tam tersi bireyselcidir onlar için ideal olan. Raskolnikov bu nedenlerden dolayı kendini bir Napolyon olarak görerek bu tür suçları kendince meşrulaştırır. Tabii, sonradan bunun yanlışlığının farkına varır.
Peki, bunlar neye sebebiyet verir? Alt sınıftan olan Raskolnikov, tefeci olan Alyona İvanovna'yı öldürür. Bu öldürmeyi ilk başlarda çıkarları için yaptığını sanarken, sonradan kendisinin dediği gibi kişisel bir çıkar için değildir. Kendince bir Napolyon olmak için yaptığını sanmıştır, ama aslında gerçek olan onun içindeki sınıf kinidir. Bireysel bir başkaldırıya kalkışmıştır, ancak bu bir sonuç vermemiştir. Düzen içi sorunlardan bireysel olarak kaçamayacağımızı göstermiştir bize.
Kitabın geri kalanında Raskolnikov'un iç çatışmasını görürüz. Pişmanlık duymuştur bundan. Yeni bir başlangıç olarak değerlendirir durumu ve asla yakalanmayacağını düşünür. Buna rağmen (ve itiraf etmek gerekir ki), hukukun alçaklığı ile karşı karşıya gelir. Sonunda teslim olur ve Dostoyevski'nin benimsediği Hristiyan ahlakını kabullenir.
Özetle, Dostoyevski'nin bu romanı sınıfların birbirleriyle savaşımını, sınıfın bireyin yaşantısını ve düşüncelerini belirleyen biricik şey olduğunu ve kapitalist toplumun derin çelişkilerini inceler.
Garip bir bilgi:
Jean-Paul Sartre'nin Duvar kitabındaki Herostratus hikayesi Suç ve Ceza'ya fazlasıyla benzemektedir.