"KİTAPSIZ"
"Özünden dönmek dönüşümlerin en kötü olanıdır. Özü ile sözü bir olan kişi makbuldür. Özünü kaybettikçe, sözün de değişir. Kişinin özü merkezidir. Ben senin merkezinim ama sen bana yoldaşım dersin."
Bazen içinde iki ayrı ses duyuyorsun. Zihnine dolan düşünceler seni kararsız bırakıyor. Bazen kendini çift kişilikliymiş gibi hissediyorsun. Biri kötüyü emrediyor. Diğeri ise rahmani konuşuyor. Rahmani konuşan çok hafif fısıltı verip hemen kayboluyor ama şeytani olan hiç susmuyor, seni yoruyor. İşte o ses nedir biliyor musun? O senin nefsinin sesi. Onu eğitirsen evliya olur, şayet onu boş bırakırsan eşkiya olur, bütün enerjini alır ve hayatı çekilmez hale getirir.
İçinde böylesine bir savaş varken; sen Evliya mı olmayı seçeceksin yoksa Eşkıya mı?
Nefsine yenik düşen evliya ve eşkiyalık arasında gidip gelen biridir kahramanımız Mehmet imamdır. Ardında saf tutan onca kişiye doğru yanlışı, helali haramı, dinin gerekliliklerini anlatmış fakat kendi hayatında, ruhunda bocalamış bir imam. Naif biriyken ne oldu da bir an da canavara dönüştü? Tanıyamaz kendini, zamanla yaptıkları ile çevresine, ailesine, tanıdıklarına karşı asabileşmiş, onları kırmaktan çekinmeyen bir tavra bürünmüştür. Uzaklaşmıştır eş, dost herkes etrafından. Sürekli tövbe ediyor yaptıklarından da geri durmuyor. Nefsi hep onu şeytani şeylere sürüklüyor. Mesleğine, konumuna yaraşmayan davranışlar sergiliyor. Sokakta gördüğü hayvanı bile tekmeleyecek kadar cani birine dönüşmüştür. Her önüne geleni eleştirmek, onlara karşı üstünlük kurmak, onları kırmayı kendine reva görüyordu.
Yolunu şaşırmış özünden uzaklaşmış bir karakter haline gelmişti. Sahip olduğu güzel duygulardan gittikçe uzaklaşıyor.
Sevgi, saygı, merhamet, dürüstlügün yerini; yalancı, günahkâr, canavar biri alıyordu.
Ne aradığını bilmeyen bir arayış içinde Mehmet. Vicdanı sürekli tövbe ederken, ruhu her defasında yanlışa, hataya, günaha, sürükler onu. Yaptığı her yanlıştan sonra bunun yanlış olduğunun farkında olup, vicdan azabı çekmesine rağmen "bende insanım", "hata yapabilirim" diyerek hata yapmaya, insanları incitmeye devam ediyor. Bu nasıl iki yüzlülüktür insanın kendisine?
Beyin kanaması geçirir bir gün ve aylarca komada kalır. Bu koma sürecinde yoldaşım dediği kişiyle Mehmet arasındaki iç hesaplasmalar, sorgular, sorular, kendisindeki eksik olan parçaları aramaya başlar. Bir rüyanın içindedir.
Kendi içinde sancılı bir süreç yaşar, diğer insanları nasılda ötekileştirdiğinin farkına varır. Zor bir kişiliği de sahiptir; değişime direnen, kendi doğrularından asla ödün vermeyen, zorlu bir süreç bekler onu. Kendini kaybettiği yerde bulmaya adım atıyor. Sabır ve azimle vicdanının sesini dinleyerek...
İnsan olabilmek olabileceklerimizin içinde en zor olanıdır. Herkesin mesuliyeti önce kendisine daha sonra ise çevresinedir. Hükmedeceğimiz, geliştireceğimiz, değiştireceğimiz tek bir kişi vardır "kendimiz."
İyilik ve kötülük kavramının kişinin özgür iradesine bağlı olduğu başkalarını yargılamadan önce kişinin önce kendisine bakması.
İnsanın neyi aradığını bilmesi için öncelikle kendinde olan eksiklikleri farketmesi lazım. Fark edelim ki farkına varalım neyi kaybettik ki onu aramakla meşgulüz?
Görmeden bakıyor, anlamadan duyuyor, düşünmeden konuşuyoruz. Kolaydır başkalarını eleştirmek. Yargılandığımız, ayıplayıp, kınadığımız şeyleri bizlerde yapıyorsak, zordur kendimizle yüzleşmek. Bir adamın kendini, bulma hikayesi. Kendi benliğini, ruhunu, özünü, bulma hikayesi. Bizleri derin düşüncelere sevk eden, kendimizi, vicdanımızı, çevremizdekilere bakış açımızı değiştirecek bir kitap.
Kitapla Kalın.
Şale Köse