İçimizdeki Şeytan kitabını ikinci okuyuşum. Ömer'i ne kadar özlediğimi kitabı okurken bir kez daha anladım. Bu şaheser hakkında o kadar söylenecek çok şey var ki nereden nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Sabahattin Ali toplumu, insanı ve içimizdeki Şeytanıbbize en güzel anlatan, yani bizi bize bizce anlatan nadide yazarlardandır. Kitabı okurken iliklerinize kadar duygusalık ve merak bizi sarıyor. Kitapta iç konuşmalar çokça kullanılmış, tirat örnekleri olabildiğince var. Sabahattin Ali Macideyi, Ömer'i o kadar ustaca anlatmış ki etraftaki kötülükleri bile biz iyi görüyoruz. 1940'lı yılların İstanbul'unu anlatırken 2024'te dahi birçok şeyin değişmediği insanların "Aydın" geçinmesi, baskı ortamı ve hayat şartlarının zorluklarını mütemadiyen görüyoruz. İçimizdeki Şeytan'da Ömer'e bir yerde çok kızdım: Macideyi bırakıp Ümit ile eğlenmesi, Macideyi umursamaması ve Macide'nin de hiçbir şey söylememesi... Bedri bu romanda belki de en masum görünen kişi. Aşkı uğruna dahi Ömer'in hapiste olmasından faydalanmıyor. Belki de bu romanda tek masum olan Bedri ve Macide. İçimizdeki Şeytan sadece Bedri ve Macide de yok. Nihat ise yazarlık hevesi uğruna her türlü kötülüğü kendisinde hak gören bir karakter. Bu otobiyografik romanda Sabahattin Ali'nin hayatına birçok atıkta bulunuyor ve çevresindeki diğer insanlar da bundan nasibini alıyor bunlardan biri de İsmet Şerif karakteridir. Yazar İsmet şerif'i Peyami Safa olarak karşımıza çıkarıyor İsmet Şerif karakteri "Aydın" diye geçinen kendini öven içimizdeki şeytanın vücut bulmuş hali. Sizi kitabı anlatarak çok fazla sıkmak istemiyorum ve kitap hakkında söyleyeceğim birçok şey olmasına rağmen kelimelerin yetersiz kalacağını düşünüyorum. Tesadüflerinin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanmadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı?..
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019208,7bin okunma