·366 syf.····Okunma: 08 Temmuz 2024 16:10 Monoteizmle ateizm çatışması ve dönemdeki komünizmle ülkücülük kavgaları temeline oturtulmuş bir kitap. Bilinç akışı tekniği kullanılmış. Anlatıcı kitabın her bölümünde değişiyor. Birkaç kişinin ağzından kendi deneyimlerini okuyoruz. Bu durum kitabı karmaşık hale getiriyor. Ancak karakterlerin belli örüntüleri olduğu için anlaşılabiliyor. Yine de bazı kısımları kimin anlattığıyla ilgili ipucu bulmakta zorlandım açıkçası. (Kitabı bu basımdan okumayınız. Yapı Kredi baskısında her bölümde kimin anlattığı yazıyormuş. Oradan okuyunuz, daha anlaşılır olacaktır.).
Kitapta genel olarak ateist kocası Selahattin öldükten sonra onun hatıralarıyla yaşayan dindar bir kadın olan Fatma'nın hikâyesi işleniyor. Bir gün bu kadının torunları konağına gelir ve hikâye böyle başlar. Aslında kitap olaylardan ziyade bilinç akışı üzerinden ilerliyor. Bir babannenin bilincini okuyoruz. Depresif bir yaşlı bu. Huysuz, hayattan elini eteğini çekmiş, hatıralarıyla yaşayan, torunlarının onunla sırf yapmacık bir ilgiyle yanında olduklarının farkında, akıllı bir yaşlı. Yaşlılar ve gençler arasında oluşan büyük boşluklar iyi sergilenmişti.
Karakterlerin hiçbiriyle bağ kurduğumu söyleyemem. Sanki bir şeyler eksik. Duygu ve düşüncelerini açık açık dile getirmiyorlar. Genellikle etraflarında olan bitenleri anlatıyorlar. Gereksiz bir olay anlatma durumu var, kitaba eylemler yığılmış gibi. Gençlerin beraber takıldığı sahneler sıkıcıydı mesela. Boş muhabbetler ve eylemler tekrarlıca dönüp duruyordu. O kadar olay olmasına rağmen bir olay örgüsü yok gibiydi. Ama düşüncelerin iyi işlendiği kısımlar vardı (özellikle de Fatma'nın bilinç akışı).
Fatma'nın ölen eşi Selahattin kendini bilime adayıp Tanrı'nın yokluğunu savunduğu gibi insanların ölümden sonra da hiçliğe karışacağını düşünüyordu. Bu dehşet verici düşünce hem onun hem de Fatma'ya ısrarla anlattığı için Fatma'nın zihninde yer etmişti. Burada yazar, insanın sonluluğuna karşı Doğu ve Batı'nın takındığı iki ayrı tavra dikkat çekmiş. Batı nihilizm düşüncesiyle sancılar içinde kıvranıp bilimle ölümsüzlüğü bulmaya çalışırken Doğu dine bağlanıp ölümden sonraki hayata inanarak umut buluyor. Selahattin de Doğu'yu yerden yere vurup Batı'ya bel bağlayanlardan.
Öte yandan komünizm ve ülkücülük kavgaları arasında sıkışıp kalmış bireylerin yaşantısı güzel işlenmişti. Amerika'ya kaçarak kurtulmak isteği vardı bu bireylerde. Basit bir kavgadan bahsetmiyoruz sonuçta, bu fikir çatışmaları yüzünden insanlar ölüyor.
Son olarak bir Orhan Pamuk kitabında daha ana karaktere (bence ana karakter Fatma Hanım'dan çok Selahattin Bey) içimi dökmeden duramayacağım.
İÇ DÖKÜŞ (Selahattin'e cevaplarım):
"Aptal Doğu da aptal Doğu. Allah'a inanır, gerçekliği görmez, gerçek nedir araştırmaz, bilimden bihaberdir, cahildir cüheladır, her şeyin varlığını Allah'ın hikmetiyle açıklar, Allah'ın adaleti sağlayacağını düşünür. Kafasını kullanmaz, bir şeyleri dikkatle incelemeye çalışmaz, akıl yürütmez. Doğu da Doğu, aptal Doğu. Oysa Batı'ya bak, adamlar olayı çözmüş, bilime tapınarak her şeyi araştırmış ve çözmüşler, geriye de başka bir şey kalmamış zaten, bilimle her şeyi ele geçirmişler, aptal Doğulular beyinlerini bir gram olsun kullanıp Batılıları anlayamamışlar, ama ben anladım ve Batılı seviyesine ulaştım. Bilimi seçtim ve dinden kurtuldum. Bilimle her şeyi çözdüm." cinsinden iddiaları olan bir Selahattin Bey var romanda.
Evet Selahattin, anladık. Her şeyi çözdüğünü sandın. Fakat şunu fark etmedin ki bilimi Tanrı edindin. Bilim ne derse doğrudur, dedin ve bu da senin dogman oldu. Bilimin varlıkları açıklamasını Tanrı'nın yokluğunun ispatı sandın. Fakat madem bu derece sorgulayan, akıl yürüten insandın neden hiç ontoloji problemini görmedin? Bunca varlığın neden olduğunu, en temelde varlık denen şeyin neden var olduğunu hiç mi düşünmedin? Evet, bilimle pek çok şeyin nasıl olduğunu açıklayabilirsin; bunun dinle ve Allah inancıyla çelişen bir tarafı da yoktur. Ama sen inat ettin ve Allah'a inanmanın bu açıklamalara zıt olduğuna kanaat getirdin. Fakat ilk neden neydi? Bir şey olup da varlık meydana gelmeliydi. Bunun mekanizmasını bilim gün gelecek açıklayacak diyerek kendini kandırdın belki. Ancak bunun mekanizması ancak "nasıl"ının kanıtıdır, "neden"inin değil. Varlık neden çıktı, bunu hiçbir zaman anlamlandırmaya çalışmadın. Aferin Selahattin. Kendini üstün bir "Batılı" sanmaya devam et. Karın Fatma'ya da Doğuluları şikayet edip dur. Bilimle inancın birbiriyle alakasının olmadığını anlamadan söv Doğululara. Bilimde inanç değil kanıtlar vardır, Tanrı'nın var olduğunu söylemek ise inançtır. Bu iki kulvar ancak birbirini tamamlayabilir. Tanrı'ya inanmazsan sen bilirsin, ancak varlığın neden var olduğu sorusunu yanıtsız bırakacağını da kabul etmelisin. Bilimi yüceltmenin bir manası yoktur ki aksine bilim alçakgönüllü bir tavır takınır, şüphecidir. Bir inancı asla ve asla sorgulamamak kadar, tamamen reddetmek de bağnazlıktır. Sen de bağnazdın Selahattin, kusura bakma.