Ne yazık ki keyif alamadığım bir kitap oldu. Basit bir dille pek çok konu anlatılmaya çalışılmış. Hikaye güzel aslında akıcı ama bu kadar çok toplumsal konuya parmak basmak gerekli miydi? Göçmen sorunu, denizlerde batan botlar, bulunan cesetler,turistik bölgede yapılan oteller, ağaçlara verilen zarar, siyanürle altın aranması vs. Bunun gibi hepimizin eleştirdiği pek çok konuya değinmiş yazar ama çok fazla olmuş ve hikayeyle bir alakası yok. Göçmen sorununu ele alması çok güzel çünkü hikayeyle de bağlantısı var ama diğer konular sadece yazarın “bakın ben ne kadar duyarlıyım.” diye gösterme şekli.
Zaten bence yazar anlatacağı hikayeyi anlatmalı ve biz okuyucular oradan çıkarmalıyız gerekli dersi. Bu şekilde yazar hem hikaye anlatıp hem açık açık ders vermeye kalkınca olmuyor.
Bundan önce Gazap Üzümleri ni okumuştum. Orada yazarın anlattığı bir olay var ve anlattığı hikayeden biz zaten bütün toplumsal sorunları anlıyoruz hatta hissediyoruz. İyi edebiyat zaten bu değil midir? Yazar hikayeyi önümüze koyar ve çekilir ama o hikayeyi öyle bir işler ki herkes yazarın mesajını alır. Livaneli ne yazık ki bunu yapamıyor. Okuyucuların gerizekalı olduğunu düşünüyor sanki ve her şeyi ‘bu böyledir’ , ‘şu şöyle oldu’ , ‘bu konuda suçlu şu’ gibi direkt önümüze koyuyor. Ki bu konular zaten bizim de gündemde talip ettiğimiz konular. Zaten bildiğimiz konuları basit bir dille anlatması edebiyat değil bana göre.