"İnsan yaşamı denen mefhum hakkında hiç bir fikrim yok"
Kitabın ilk cümlesinde dahi intiharını meşrulaştıran Dazai'nin çocukluğundan beri en büyük hayali yazar olmaktır. Tanrı'nın, her gece yazar olmak için kendisine ettiği dualarını gerçekleştirmek için acı ve ıstırabın doruklarında kendisini beklediğinin farkında değildir. "Büyük bir insan olmak istiyorum" diye başlayan duaları "ölmek istiyorum" diye devam edince insanlığını yitirdiğini ve daha da kötüsü geri dönemeyecek kadar yorgun olduğunu kabul eder.
(Ölmek istiyorum. Şimdi her zamankinden daha çok ölmek istiyorum. Artık dönüş yok.{ Sf:110})
Günahkar Bir meczubun isyan dolu feryatlarıyla doğurdu bu kitap 3 hatırattan oluşur:
İlk hatıratı çocukluk yıllarında insanlara karşı büyük bir korku duyduğunun ancak bu dehşetli korkuya rağmen onlardan uzak duramadığının yıkıcı gerçekliğiyle yüzleşmesini anlatıyor.
(İnsanların beni dibine kadar dehşete düşürmesine rağmen onlardan ne yaparsam yapayım kopamıyor gibiyim. {Sf:14})
Henüz ölümün sadece masallarda geçen soyut bir kavramdan ibaret olan bu masum çocukluk dönemi, onu pes ettirmekten ziyade yeni yollar aramaya sevk ediyordu. Bunun sonucunda Dazai "SOYTARI" adını verdiği bir persona (maske) yarattı. Bu soytarı ile insanları güldürerek insanlar tarafından "farklı" damgası yememek üzere verdiği bu gayret, buğday misali Deniz'in azgın sularına Adem gibi kendini teslim edene kadar devam etti.
İkinci hatırat ailesinden, kendisinden ve pes etmeden, intiharı düşünmeden, yaşama özgüvenine sahip insanlardan uzaklaşmasını anlatır. Kendisiyle beraber büyüyen soytarısının bir gün keşfedileceği endişesi onu insanlara karşı sürekli tehlike altında olduğunu hissetmesi ve bu durumun ona her saniye cehennem yaşatmasını anlatır. Aynı zamanda bu dönem onun kadınlarla tanışıp içindeki kıvılcımın tüm cenneti yeksan edebilecek bir yangına dönüştüğü dönemdir.
(Kadınlarlayken ince bir buzun üstünde yürür gibi hissediyorum. Bana neredeyse tamamen anlaşılmaz görünmüşlerdir{sf:29})
Üçüncü hatırat Tanrı'nın kendisini beklediği acı ve ızdırap doruklarının önündeki sis bulutlarının geride bırakıldığı ve içinde ölen soytarının cesedini daha fazla taşıyamayacak kadar yorgun olduğu bir dönemi anlatır.
(Ben hâlâ ölmeyi bile becerememiş utanmaz, aptal bir hayaletten, 'yaşayan bir cesetten' başka bir şey değildim.{sf:93})
Osamu Dazai