Spoiler İçerebilir.
Uzayda Nörocerrahi ! Sanırım böyle başlamamda bir mahsur yoktur. Emma Watson bir astronot olarak NASA'da çalışırken ekip üyesinden birisinin eşinin geçirdiği kaza neticesinde uzay görevine yollanır. Bu görev sırasında bir yaşam organizmasının gemidekilere bulaşması sonucu ekiptekiler tek tek ölmektedir. Emma'nın bir kurtuluş anahtarı var mıdır ? Jack onu kurtarabilecek midir ? Daha detaylı olarak bunları aşağıda anlattığımı belirteyim.
Biraz da yorumlara göre konuşmak istiyorum. Kitap hakkında gerek bizim sitemizde gerekse başka haber ve paylaşım sitelerinde genel kanı oldukça olumsuzdu. Bu kitabı çevirmekle ve ülkeye sokmakla hata edildiğini söyleyen bile vardı. Bunlar kanımca sayfa 50 e bile gelmemişlerdir.
Bir de bana soracak olursanız tamamını okumakta fayda gördüm. Bu biraz da Grange'nin Kaiken kitabı hakkında yapılan yorumları bana anımsattı ve onu da okumadan önce araştırdığımda benzer yorumları görmüş, ayrıntılı yorum paylaşmıştım. Kimse inkar etmesin derim, kitap incelemelerinde çoğu kişinin olumsuz yorumları halen duruyor. Şimdi bakıldığında da bu kitap –size kesinlikle katılıyorum- çok zayıf gözüküyor. Ancak bilinmesi gereken, Gerritsen'in ilk defa Dünya dışına çıkmasıydı bence. Başlarda da bunun heyecanı ve durgunluğu, karakterleri tanıtma aşaması derken alıştığımız cinayetlerin olmaması da kitabı durağan gibi gösteriyordu. Ancak çok güçlü bir organizma ve bunun yayılması fikri bence kalitesini sonradan belli eden 60lı yılların film kalitesi tadında olmuştu. Hatta işi biraz abartarak bu tarz kurgularının sayısının artacağını bile düşünmekteyim !
Sözün kısası, eğer bu kadını seviyorsanız ve merak ediyorsanız -kendim yaptım diye kesinlikle söylemiyorum- hatta başka eleştiri olan ve eserleri genellikle beğenilen yazarları da buna dahil edebiliriz, derin ve detaylı araştırmalar yapan insanların yazılarını mutlaka okumalı, birkaç cümlelik yorumlardan etkilenmeden, araştırmanızı bitirip okumalısınız. Keyifli okumalar diliyorum..
Dikkat Spoiler !
Denizin 1000,2000,4000 değil 6060 metre altına dalış yapan bir ekibin dalgıcı Ahearn’ı anlatarak başlamış yazarımız. Kontrolleri Helen adında bir yapıyor ve ekipte de Dr. Stephen var. Ancak standart terslikler oluyor denizaltı sıkışıyor batarya ve oksijen tükeniyor ve beklenilen Gerritsen klasiği üzerine 2 yıl sonraya geçiş yapıyorduk.
Emma Watson ismi size de tanıdık geldi mi ? Her neyse başlıyoruz. Bir uçuş söz konusu ve tabii iptali. Bu Mekik Uçuşu diyebileceğimiz uygulama o an için bir simülatör olsa da gelecek adına sizlere de ipucu verebilirdi.
NASA ekibinin Emma haricinde Kittredge, Jill Hewitt, Andy Mercer vardı.(Anlayacağınız üzere hepsi astronot) Emma en fazla Bob diye hitap ettiği Kittredge ile takılıyordu ve şansa bakın ki Emma eşiyle -Jack McCallum- boşanma aşamasında olan ve evliliği sorunlu birisiydi. Yazar hiç böyle yapmazdı hiç. [Simge]
Biraz da Jack bahsi yapalım. Kendisi bir doktor ve diğer doktor Anna ile çalışıyor. Daha kendisini tanımadan bir zincirleme kaza sonrası hastane sahnesiyle kendisine Merhaba diyoruz. Hastalardan biri de Debbie ve Jack onu tanıyor. Nereden mi ? Tabii ki kocası Astronot ! [Simge]
Debbie’nin kocası uzayda 4 aylık görevin ilk ayını daha yeni tamamlamış ancak ona haber vermeleri ve görevli değişikliği yapmaları gerekecekti. Eh tabi göreve gidecek kişi de Emma’dan başkası olamazdı.
Kalkış sonrası bir aksilik gerçekleşmemişti ve maceramız uzayda devam ediyordu. Uzayda da güzel bir karşılama vardı ancak hikayenin önemli noktalarından biri de Kenichi’nin gece gezmelerinde son 16 günde bulduğu 4. ölü fare sorunuydu. 6. fare ile birlikte bir sorun olmuştu. Fare, Kenichi’nin elini ısırmıştı. İncelemek için ölü farelere bakacaklardı ve Kenichi’nin -pek şanssızmış- yüzüne bir biyolojik fare patlaması gerçekleşiyordu.
Kitabın artık başlaması gerektiğini 150 sayfalık -can sıkıcı- bölümden sonra düşünmeye başladım. Tabi başladı da. Fare ısıran Kenichi gözleri parlak kan kırmızı bir şekilde karşılarında duruyordu. Bir sorun oluşmuş devam ediyordu ve doktorlar da getirilmişti. Tabii ki Jack de bu doktorların arasındaydı. ‘Marburg Virüsü’ Peki gerçekten de öyle miydi ?
Kenichi’nin ölümü sonrası yaşananlardan ziyade cesedinin sarıldığı maddeden mavi-yeşil bir sıvının yayılması, ölüm anında da önce karnında sonra ciğerlerindeki dalgalanmaları göz önüne aldığımızda ve bu mavi-yeşil sıvının dağılarak ekibin uyuyan diğer elemanlarına havalandırma deliklerinden geçmesi de sonunda biraz hikayeye heyecan katıyordu. Özellikle Jill bundan fazlasıyla etkilenmişti. Bir gözü normal diğeri ise tamamen kırmızı olmuş bir haldeydi.
Uzay aracı karaya iniyor, Jack da peşinden geliyor ancak ordunun özel Biyolojik Hastalıklar birimi olaya müdahil oluyordu. Orduyu bu işe karıştıracak kadar önemli ne bulunmuştu. Asıl korku uzaydaki miydi yoksa karada geçen olaylar mıydı ?
Otopsi yapılırken Jack oradaydı ve otopsiyi yapanlardan birine incelenen cesetlerdeki mavi-yeşil jelimsi madde bulaşıyordu. Hemen karantinaya alınmıştı ancak sonu diğerleri gibi mi olacaktı? Sonuçta bilmedikleri bir maddeyle karşı karşıya kalmışlardı.
Virüse ‘Kimela’ adı verilmişti. Melez bir virüs olduğundan bahsediliyordu ve Gerritsen zekası fare Dna’sı ile insan Dna’sının karışımı olabileceğini kabul ediyordu. Bu ek hücreli deniz canlısı olarak da bilinen ve tanımlaması 'Archaeon' olan bir çeşit -ve oldukça yeni- biyolojik terör saldırısıydı.
Jack kaçak bir şekilde uzay mekiğine gitmeyi başarmıştı. Ancak Emma ölüyordu. Onu kurtarabilecek miydi ? Emma ona bir veda postası bile göndermişti. Göz bebekleri simsiyah olmuş, her yanı şişmiş, virüs bulamadığını düşündüğü kişiyi dünyaya gönderirken yolda imha edildiğini ve öldüğünü öğrenmişti. Final zamanı işler oldukça heyecanlı ve ters ilerliyordu. Emma kurtulacak mıydı yoksa iki aşık ortak bir kadere mi sürüklenecekti ? Başında oldukça sıkan neredeyse kitabı sıkılıp attıracak seviyeye getiren ama uzay macerasıyla birlikte de elimden bırakamadığım ve yapılan eleştirilerin ve kitabın rezalet olduğunu söyleyenlerin bu kitabı sonuna kadar okudukları konusunda şüpheye değer bir eseri büyük bir mutlulukla ve güzel bir final içerisinde bitirdiğimi düşünüyorum. Tabi bu finalin güzelliği de göreceli olarak değişir..