Ahhh Jane Eyre! Üzümlü Kekim
(Cedric’in Chen’e neden ‘Üzümlü Kekim’ dediğini bilmediğimi sanmayınız.) Ahhh sanki Çalıkuşu Ferideciğimle yeniden buluştum. Jane’in küçücük bir çocukken yetim kalması ve uğradığı haksızlıklarla başlıyor roman. Küçücük çocuk buna nasıl dayanıyor derken yatılı okulda karşısına bambaşka bakış açısı sunan o minik lakin koca yürekli kız çıkıyor: Helen Burns.. Zaman geçiyor, bizim kahramanımız mürebbiye oluyor ve hayatının aşkıyla soğuk bir akşamda karşılaşıyor. Kitapta kişiler, mekanlar, anlar, hisler öylesine güzel betimleniyor ki o kişiyi tanır ya da Rochester konağının bahçesini bizzat geziyor hissine kapılıyorsunuz. Hiç beklenmedik bir anda bulunduğunuz andan alıp bambaşka ve hiç beklenmedik bir ana ve duyguya götürüyor. Yazsam sayfalar dolusu yazarım, anlatsam-ki kimi görsem oku diyerek kah oturarak kah ayağa kalkarak saatlerce üzerine konuşuyorum-üzerinde saatlerce zevkle sohbet edebilirim dediğim nadir, kıymetli, okuduğuma hiç pişman etmeyen kitaplarımdan oldu kendileri… Ferideciğimin yaşadığına olan inancım sevgili Jane için de geçerli hale geldi. Hayatın mükemmel, kusursuz başlaması muhakkak ki büyük bir şanstır. Lakin kötü başlayan bir yaşamın güçlü bir bireye dönüşme yolculuğu paha biçilemezdir.
Keyifli okumalar dilerim.