Onu okurken denizi kucaklıyorum. Balıkçıların alın terini, kahvecinin yüzündeki kederi, yalnızlığın sesini, mahallenin hırsızını, kirli, yalınayak çocuklarını, hiç evlenmemiş kızları, adamların uykuya dalmadan önce hayal ettiği güzel kadınları, bir ağacın gölgesinde ağzı açık uyuyan ihtiyarları, sarhoşların küfredişini, hayvanların gözlerindeki masumiyeti, üç beş kuruş için çalışan insan elini, yazı, tarlaların sarısını, mevsimlerin dönüşümünü, insanın kendine bile itiraf edemediği hislerini, Ermeni Rum dükkanlarını, yürüdüğü yolları nasıl şiire düzdüğünü görüyorum. Yazılarında insanı, insanın insanla bütünleşmesini, insansız yaşamın var olmadığının anlatmaktı gayesi. Onu verdiği sözden caydırıp tütünceye koşturup kalemi alıp yonttuktan sonra yazdıran hangi aşk ise, yazdıklarını okumak yazın ortasında bütün umutsuzluğu, kötüleri unutturacak, insan haletiruhiyesini tıka basa yenmiş bir yemeğin ardından gelen mesut hisle doldurmasıyla eşdeğerdi hep. Türk edebiyatının en kıymetli yazarı benim için. Onu okumak bana dünyayı sevdiriyor. Onu övmekten asla bıkmayacağım. Şimdi bir kahvehanede karşılıklı oturup çay içsek neler konuşurduk kim bilir. Kitaplarını sırf bitmesin diye okumaya kıyamadığımı bilseydi "biter iki gözüm, güzel olan her şey bir gün biter" derdi. “Hikâyelerimi beğenmezler üzülürüm. Beğenirler kızarım. Kendim beğenirim, budalalaşırım" dedi.
Sen yeter ki kız üstat. Ben seni kızdırmaya devam edeceğim. Sait Faik AbasıyanıkMedarı Maişet Motoru