Gönderi

Sinema Kapıları
Kırık dökük bir çocukluğun ruha nasıl sirayet ettiğini gösteren, kapanmaz yaralarımızın izlerini yansıtan, her bir dizesi içimize işleyen en özel şiirlerden 🖤 "çocuklar büyükler gibi konuşur sefaletten." - edip cansever başlarken / hep aynı (iç) görüntü ı. güven içinde olduğumu bilmem hiç sevildiğimi, önem verildiğimi benim başkalarını aradığım gibi arandığımı bilmem.. dünyanın bütün suçlarını işlemiş bütün yanlışlarını ben yapmışım gibi yaptığım her işten tedirgin oluyorum. içimde sürekli bir horlanma korkusu bir kekeme tutukluğu ürkek dilimde en iyi bildiğim konuda bile çekine çekine konuşuyorum. çekilip sonra kabuğuma küskünlüğün kendime düşlerden sığınaklar kuruyorum kırık dökük izleriyle hayatın. usul sesli içe değen incecik bir şarkı büyütüyorum, ömrüme benzeyen… sabah kadar açık, akşam kadar acı rengi dört mevsimin uyumsuz karışımı acemi bir şarkı. umuda ve gerçeğe böyle katlanıyorum. ıı. bir biletle günün en güzeli iki saatini satın alıyorum neden girmeyeyim ki? baba korkusu yok, usta korkusu yok annemin zayıf elleri, ölü gözleri kardeşlerimin sıska cılız gövdeleri yok. yoksulluk yok, acı yok; olsa da öyle kısa sürüyor ki dışardaki kötülükler içerde… düşlerimi satın alıyorum, yalnızlığımı içimde umudun kırık aynaları yüreğim bunalıyor gerçeğin gergefinde bir biletle bırakıp gökyüzünü kapıda kırık tahta koltuklarda, hüzünlü alacakaranlığımı yaşıyorum. neden girmeyeyim ki günlerce, günlerce avunuyorum… ııı. bir kadın topuklarından soyunmaya başlıyor kalçalarını açıyor sonra omuzlarını. gözleri iklimini bilmediğim bir ülke saçları dağ suları gibi sırtının düzlüğünde akıyor kıvranıyor dönüyor yanarak elleri en olmadık yerlerine değiyor. binlerce tel geriliyor, görünmez ince sinir uçlarımdan, can damarlarımdan binlerce ince telde geriliyor terli gövdem. değmeden tanımadan tadını çıplaklığın karanlık bir dehlizde, kamçılanmış bir tanımsız heyecan yaşıyorum. bir çift göz büyüyor karşımdaki perdede bir çift dudak, bir çift göğüs, bir çift… büyüyor büyüyor ve en yorgun yerinde uykularımın -en tedirgin en dağınık- gelip yatağıma giriyor. bilmediğim odalarda, aydınlık, mavi göğü üzüm salkımı, ağzı kuş yuvası bir kadın… gövdesi gövdemin gülüşü sevincimin çıplak aynası eğilip en ayıp yerleri ile beni öpüyor, ben seviyor, beni tüketiyor. seyrederken kanattığım dudaklarımdan düşlerimde yeniden, yeniden kan geliyor. ıv. dünya sinema perdesi değil ki... düşlerin de bir sınır olmalı insanın gerçeği ile çevrili d ö n ü y o r u m . . içimde incinmiş bir çocuk ağıdı avuç avuç cam kırıkları göz bebeklerimde düşmemek için kendime tutunuyorum. v. kimselerin vakit ayırmadığı biriyim biliyorum. sıradan bir alışkanlık, körleşmiş bir küçücük ayrıntıyım biliyorum. (bir sigaranın tutuluşu örneğin içilişi ve sonra atılışı) öfkem biraz da bu benim ya siz biliyor musunuz? saygısızsam, saldırgansam, acımasız ilgisizlik besliyor kötü yanlarımı ya siz biliyor musunuz? vı. yakıştırarak giyindiğim hiçbir şeyim yok öyle tiksiniorum ki üstümdeki giysilerden gücüm yetse inan, becerebilsem tenimi bile soyunurum yüreğimden. vıı. hayatın güzelliklerini esirgediği bir sokağın arka tarafıdır ömrüm gücenik, kirli, karanlık... yaşar bir ölü yalnızlığı kendince o duyarsız kalabalıklardan artık... binlerce bıçak ağzı keskinliğinde -yokluk ezikliğinde, onur sessizliğinde- umarsız pusatsız bir çıplak öfke ayrıkotları gibi yayılıyor yüreğime. binlerce umut oku gözbebeklerimde dünya bir düş kırıklığına dönüyor aklımın ufuksuz sularında bir örümcek ağına bir baş dönmesine ivmesi ivmesi yokluğun istek hızında.. zayıf yerlerim kanıyor damar damar -yalnız yerlerim, güçsüz yerlerim- içimde o çözümsüz kördüğümü hayatın günler acılarıma beşik oluyor geceler kinimin kara ninnisi büyüdükçe büyüyor çocuk korkularım.. dışına taşamamış bir öfke seli bir isyan içimde bir dövüşme isteği çıkıp sinemaya gidiyorum bir insanın kaderler değiştirdiği filmlere... adıma dövüşüyor bütün kahramanlarım. vııı. bize benzer insan görüntüleriyle -bize benzemez- o çizilen dünya var mı gerçekten? ıx. evlerin geçim derdi yoktu gittiğim filmlerin çoğunda erkeklerin iş derdi.. kadınlar rahat mı rahat bütün ilişkilerinde sevmek tek sorunlarıydı güzellik bir de. varlığın güvenli korunaklarında çocuklar büyüyordu dünyadan uzak. çalışmadan, dövülmeden... gittiğim filmlerin çoğunda yalnız da olsan, arkasız da haklı olmak kazanmaya yetiyordu o dengesiz kavgalarda. ve dışarda, yaşayıp bildiğimiz acının ekseninde bir hayat bütün görüntüleri bir bir örtüyordu. x. varlık güçmüş varlık güven, varlık güzellik hayatın bütün yüzlerinde gördüm bunu sinema kapıları başta. imrendim… içlendim… incindim… katlandım sonra simsiyah kapanıp -okları içine dönük bir kirpi gibi- kapanıp simsiyah yalnızlığıma. sustum… ki incecik bir hüzündü yüzüm yakıştı yaşadığıma, yaşamadığıma. xı. benim dünyayı sevmem için dünya beni sevmeli. tertemiz giysilerim olmalı ütülü, ince, yakışan. bir kızı sevmeliyim dupduru yağmur mavisi, bulut buğusu gökyüzü gibi sakin gülmeli gözlerinin içi en acılı günlerimde bile tutup yalnızlığımdan bana güvenmeli; kaşlarını yıkmadan sevmeli beni. benim dünyayı sevmem için dünya beni sevmeli. çocuk düşlerimi ezen evler değil sevgiler olmalı oda oda mutluluğu gülüşlerle köpüren. babam utanmamalı benden annem ezik durmamalı ufacık bir isteğimle buruk. bir işim olmalı, bir güvencem el ellerinde hoyrat/ ev içlerinde kanayıp gitmemeli çocuk ömrüm. benim dünyayı sevmem için dünya beni sevmeli dünya beni sevmeli. Şükrü Erbaş
Şiir
·
620 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.