Haruki MurakamiDans Dans Dans
Murakami'nin Fare Dörtlemesinin son kitabı olan Dans Dans Dans'ı okumadan önce anlaşılması adına serinin bir önceki kitabı olan Yaban Koyununun İzinde kitabının okunmasını öneriyorum. Bu kitap okunmadan direkt Dans Dans Dans'ın okunması halinde kitap çok anlamsız ve havada kalacaktır.
Murakami'nin her kitabında olduğu gibi bu kitabında da rüya ve gerçeklik algısı bulanık. Nerede rüya bitiyor nerede gerçeklik başlıyor kitap kahramanı gibi biz de çoğu zaman bu sınırı kaçırıyoruz. Kitabımızın isimsiz baş karakteri , metin yazarlığı yaparak geçimini sağlayan, hayatına girmiş olan kadınlarla kurduğu ilişkilerin doğrultusunda anlam peşinde koşan orta yaşlı ve orta sınıfa mensup bir adam. Karısının bir başkasına aşık olup evi terk etmesiyle evliliği son bulmuş, devamında ise yalnızlık ile ortalama ilişkiler arasında mekik dokumuş olduğunu anlıyoruz. Bu isimsiz kahramanımızın rüyasında Yunus Oteli ve orada bir önceki kitapta ortadan kaybolan kız arkadaşının kendisi için ağladığını görmesiyle ve eski kız arkadaşını bulmak için Yunus Otel'e geri dönmeye karar vermesiyle kitap başlıyor. Bir önceki kitaptan aşina olduğumuz Koyun Adam karakteri bu kitapta da karşımıza çıkıyor. Kahramanımıza yol gösteriyor ve iki dünya arasındaki bağını sağlıyor. "Dans etmelisin. Müzik çaldığı sürece dans edeceksin. Dans Dans Dans. Neden dans ettiğini düşünmeden. Anlamını düşünmeden. Bir kez ayakların durursa, bizim yapacağımız bir şey kalmaz. Bağın tamamen kopar." diyor Koyun Adam. Burada Koyun Adam'ın sözünü ettiği dans kavramı hayat da bir çeşit dans ve akışına bırakıp düşünmeden devam etmelisin demekti benim fikrimce. Bir önceki kitapta havada kalan bu Koyun Adam karakteri bu kitapla beraber daha çok açığa kavuşuyor. Yazar burada Koyun Adam karakteri ile bir tanrı metaforu oluşturmuş. Koyun Adam zamanın başından beri hep vardı ne kadar süredir orada olduğunu kendi de hatırlamıyor ama her şeyi biliyor sürekli izliyor ve artık çok yorgun. Gölge, giriş kapısı, çıkış kapısı, dünyanın ucu gibi her Murakami okuyucusunun aşina olduğu kavramlar bu kitabında da kendilerine yer bulmuş. Bu kitabında da yine aşırı sıradan hatta sıkıcı bir hayatı olan başkarakterin başına bir anda olağanüstü olayların geliyor. ve karakterin bu olayları çok olağan bir durummuş gibi kabullenip karşılıyor. Yalnızlığı en iyi anlatan yazarlardan biri olduğunu düşündüğüm Murakami bu sefer diğer kitaplarında okuduğumuz o katıksız yalnızlık yerine burada daha sosyal bir karakter yaratmış. Buna rağmen okurken sizi yalnızlığı sevdirmeye ve o yalnızlığa sarılmaya itmeye devam ediyor. Kitabın bence en büyük sürprizlerinden biri "Hiraku Makimura" karakteriydi. Makimura boşanmış ve ilgilemediği bir kızı olan yeteneği sönmüş bir yazar. Bir anlamda Murakami kendi isminin anagramını yaratarak kendinin tamamen zıttı bir karakteri kitaba dahil etmiş. Bu ayrıntıyı okurken farkettiğimde çok hoşuma gitmişti. Bu kitap da Murakami'nin artık tarzı haline gelmiş her kitabında olduğu gibi mükemmel bir müzik çalardı. Kitabı okurken sayfalarda bahsi geçen müzikleri arka fonda dinlemek kitabın daha çok içine girilmesini ve anlaşılmasını sağlıyor.
Sonuç olarak, rüyalar ve imgeler dünyasında kaybolacağınız, yalnızlığın ruhunu soluyabileceğiniz ve mükemmel müzikler dinleyebileceğiniz bu kitabı bütün Murakamizedelere öneriyorum. Murakami'ye başlamak için doğru bir kitap değil ancak zaten yazarı okumuş ve sevmişseniz kesinlikle kitaba bir şans vermelisiniz. Benim için uzun ve keyifli bir yolculuktu.