"Müthiş bir imkansızlık hikâyesidir insan" diyor bir tweet'inde Nermin Yıldırım . Kendisinin okuduğum ilk kitabı. Müthiş sosyolojik gözlemci. Gözlemlerini ise hem sosyolojik, hem psikolojik olarak yalın ve anlaşılır bir dilde anlatmış. Merakı diri tutmayı başarmış. Toplumda duyduğumuz,okuduğumuz,kimi zaman yanı başımızda yaşanan,el uzatmamıza rağmen bir türlü dokunamadığımız, toplumun bozuk yönlerini anlatmış bize.
Kimi zaman tanrısal bakış açısıyla konuşulmuş kimi zaman karakterlerin gözünden konuşulmuş roman boyunca. Realizm hakim romanda, iliklere kadar hissediliyor.
Karakterlerin diyaloglarını okuduktan sonra,tek tek onların düşüncelerini,ruhsal hallerini,kendilerine ve diğerlerine bakış açılarını, duygularını okuduğumda bir kere daha anladım ki,kimin ne yaşadığını bilmiyoruz. Hani bir Kızılderili atasözü var ya: "Benim hayatımı yargılamadan önce benim ayakkabılarımı giy ve benim geçtiğim yollardan, sokaklardan geç. Benim takıldığım taşlara takıl yeniden ayağa kalk ve aynı yolu tekrar git benim gittiğim gibi anca o zaman beni yargılayabilirsin." diye.. Bunu anlamış oluyoruz bir kez daha. Bir kadının mutfağı neden sevdiğini bu kadar güzel mi anlatır insan. Ya da Müesser'in neden evlenmediğini. Yani dedim ki;sevgisini DAVRANIŞLARIYLA ortaya dökmüş,defalarca sözle eylemle sevgisini göstermiş, seninle evlenmek isteyen bir adama,kendin de sevdiğin hâlde neden HAYIR dedin Müesser? Sonra devamını okuduğumda anladım,buna mecbur kaldığını (´;︵;`)
Bir sabah uyandığında eşi Eyüp'ü bulamayan Pilar 'ın yolculuğu anlatılıyor. Görünürde Pilar 'ın yolculuğu ama,aynı zamanda Perihan,Müesser, Veysel, Bünyamin, Bülent 'in de yolculuğu.Eyüp'ün İstanbul'a gittiğini öğreniyor ve peşinden aramaya koyuluyor Pilar. Eyüp'ün yıllardır görmediği ailesi ile tanışıyor, arkadaşlarıyla konuşuyor. Eyüp'ün rüya defteri hakikat konusunda yoldaş oluyor ona. Freud'un analizlerini alaycı bir tarzla ele alıyor kimi zaman. Okudukça, sonlarına doğru, kadın olmanın zorluklarını anlatan kısımlar dayanılması güç hale getirdi beni. 3-5 sayfa atladım, okuyamadım çünkü. Ama şu var ki,bunlar yaşanıyor maalesef bir yerlerde(。•́︿•̀。). Ve okumayı güçleştiren de bu oluyor. Anne baba görünen herkesin anne baba olmadığını çok güzel anlatmış Nermin Yıldırım . Her anne baba kutsal değil geçelim artık bunları.Elalem putuna taparak evladını evlilik adı altında bir eşya gibi veren anneler,paraya mala taptığı için feda edilen evlatlar, pedofoli babalar. Çok zor bir romandı. İnsan çaresiz hissediyor kendini. Bunların bir yerlerde yaşandığını bilip çözüm bulamamak üzücü .. Öyle bir gücüm olsun isterdim ki, sevginin olmadığı hiçbir yerde hiç kimse yaşamasın. Sevgi mi bitti,çekip alayım onu oradan,ona kendisine güvenmesini,dik durabilme gücünü vereyim. Gerçekten sevip sevilebileceği yeri bulana dek dimdik durabilsin, insanlığa katkı sunacak,kendi yeteneğince birşeyler üretsin, kendini bilsin,bulsun,tanısın,sevmeyi öğrensin ilk önce kendini. Çözüm bulamadığı hâlde birşeylere katlanmak zorunda kalmasın. Özellikle kadınlar için, en başta onlar için. Kadının mutlu olduğu yerde,desteklendiği,dinlendiği yerde çocuklar güzel yetişiyor. Sağlıklı çocuklar, sağlıklı topluma katkı sağlıyor. Ve sağlıklı toplumu hepimiz hak ediyoruz ..
Farkındalıklı okumalar..