Yabancı, gördüğüm kadarıyla ülkemizde oldukça popüler bir kitap. Kitabın baş kahramanı M., kimileri tarafından nihilist bir karakter olarak yorumlanmıştır. Bu noktada nihilizmi tanımlamak gerekirse, nihilizmin her şeyin anlamdan yoksun olduğunu, tüm anlam ve değer vermelerin insan zihninin ürünü olduğunu savunduğu ileri sürülebilir. Peki Camus bir nihilist miydi? Her şeyin anlamsız olduğunu söylediğimiz anda bile anlamlı bir şey söylemiş oluruz der Camus. Hatta yaşamak ve yiyip içmek bile kendiliğinden bir değer yargısıdır diye ekler. Bu cümlelerle Camus, nihilizm konusunda fikrini açıkça beyan etmiş ve nihilist olmadığını ifade etmiştir kanaatimce. Bunun yanı sıra Camus bir röportajında; " Hayır ben bir varoluşçu değilim. Sartre, bir varoluşçudur. Benim yayınladığım tek fikir kitabı Sisifos Söyleni'dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur." der. Kitaba dönecek olursak, nihilizm etkisi veya esintileri var mı kitapta? Baş kahraman M. 'nin annesinin ölümü, kız arkadaşına verdiği cevaplar ve cinayet işlemesi konularında ahlaki bir nihilizm sergilediği, bunun yanında absürtizm etkilerinin de görüldüğü, özellikle "ne fark eder" sözüyle de ahlak konusunda meta etik bir tavır takındığı söylenebilir. Peki bunlar onu nihilist olarak tanımlamak için yeterli mi? Kitabı okurken, M.'nin özellikle cezaevinde bulunduğu sürede duygusal tepkiler vermeye başladığını, aslında tamamen duygusuz biri olmadığını yer yer gösterdiğini, kendisinin de mahkemeyi ve toplumu yargıladığını, ahlaki çıkarımlarda bulunduğunu, bu nedenle M.' nin nihilist biri olarak değerlendirilmesinin doğru olmayacağını düşünüyorum. Kitapta Camus' nün odaklandığı konunun nihilizmden ziyade, toplum olduğu ve toplumu şekilcilik, dayatma, maske(persona) konuları üzerinden irdeleyerek eleştirdiği, toplumun çelişkilerine ve yüzeyselliğine vurgu yaptığı, dolayısıyla kitapta öznenin birey değil, toplum olduğu kanaatindeyim.