Kardeşimin Hikayesi kitabına Livaneli'nin bundan önce okuduğum iki eseri, kafamı edebi cümlelere çok yormadan akıcı bir okuma süreci sunduğundan dolayı 'en fazla bir hafta içinde bitiririm' diye düşünerek başladım. Tahmin ettiğim gibi merak uyandıracak şekilde başlıyordu hikaye, bir cinayet haberi ve sonrasında kasabaya gelen gazeteciler, savcılığın başlattığı soruşturma sıradanın dışında bir akış oluşturdu. Gelen gazetecilerden biri (genç bir kız) olayı araştırmak için çevredekilerle röportaj yapmak istiyor. Bu sebeple yaşça daha büyük olan ana karakterimizle tanışıyor. Bir süre sonra genç kız ve ana karakterin arasındaki diyaloglar o kadar sıkıcı bir hal aldı ki kitabı yarım bırakmaya karar verdim. Kızın çocukça gelen davranışları, ani yükselişleri, gidip gidip gelmeleri sabır bırakmadı. Adam da rahat durup otursa kardeşinin hikayesini kıza anlatacak, bu sayede gizemli bir profil çizecek. Hikayeyi anlatmaktan çok şu gizemli profile odaklandığı için bir türlü kardeşinin başına gelen olağanüstü olayları öğrenemiyoruz.
Yarım bırakmış olmamak için yakın bir zamanda kaldığım yerden devam ettim. Kardeşinin hikayesi merak uyandırmaya başladı, sona yaklaştıkça abartıyı hakedebilecek bir hikaye olduğunu anladım. Kitabın sonunda da beklemediğim bir ters köşe ve tahmin edebileceğim ama yine de sürpriz bir bitirişle karşılaştım. 210 günün sonunda büyük bir ara vermiş olmama rağmen bu kitabı okuma sürecini noktalandırmak güzel hissettirdi.