·166 syf.··Beğendi
···Okunma: 02 Kasım 2017 23:13 Sinek Isırıklarının Müellifi, Barış Bıçakçı ile tanışma kitabı oldu benim için. Daha öncesinde yazar hakkında öyle iştah açıcı methiyeler kulağıma çalınmıştı ki, bundan dolayı daha kitabın kapağını açarken beklenti içindeydim. Yazarın Baharda Yine Geliriz'inden ya da Bizim Büyük Çaresizliğimiz'inden ya da herhangi başka bir kitabından başlasaydım yine beklentim düşük olmayacaktı çünkü dedim ya, Barış Bıçakçı'nın üslubu ve kurgularının naifliği hakkında okuduğum tüm o yorumlar insanı yüksek beklentiler içine sokacak cinstendi.
Kitabı okumaya başladığımda ana karakter, Cemil, karşıladı beni. Bıçakçı, ilk bölümde Cemil'in geçmişinden bir kesit sunuyor ve sonraki bölüm sizi günümüze getiriyor. Gerçi kitap genel olarak Cemil'in geçmişine sürükleyip geri alıyor okuru ama bunu yaparken sarsmıyor, kanıksatmıyor. Ben bunu Barış Bıçakçı'nın üslubuna veriyorum zira öyle tatlı, öyle ahenkli, ardı ardına öyle yumuşak dökülüyor ki kelimeler kaleminden; pürüzsüz ve akıcı dili sayesinde okura dev bir olaylar karmaşası sunmasa dahi kulak kabarttırıyor. Cümleleri kısa ve öz olmasının yanı sıra belli başlı aforizmalarla çerçevelenmiş fakat dozunda kullanıldığı için irite etmiyor okuru. Dili açısından söylenenlerin hakkını tamamiyle verdiğini söyleyebilirim.
Üslubu bir kenara mıhlayıp biraz da içerik hakkında konuşacak olursak, kitap boyunca Cemil'in içinde vuku bulan bir bunalımın içine dahil ediliyoruz zannımca. Ben bunu erişkin sendromu olarak yorumladım ve ek olarak Cemil'in kırılgan bir yapıda olduğunu düşündürdü yazar bana. Eşi Nazlı'nın bildiği gibi Cemil'i kitap süresince -geçmişten kesitler haricinde- genel olarak evde ruhsal sökükleriyle uğraşırken yakalamak mümkün. Cemil bir buhran içindeydi bana kalırsa ve yan karakter Nazlı'yı buna müdahale etme konusunda çürük buldum. Cemil'in Editör Hanım ile hayali monologları nedense beni en etkileyen kısımlar oldu, belki de hepimiz aklımızda kurduğumuz monologlarla zihnimizde bir yerde zaman zaman birilerine en mantıklı kelimelerimizle seslendiğimiz içindir bu; belki de Cemil'le aramızdaki en ortak payda bu olduğu içindir. Orası muamma.
Kitabın sonu kapalı değildi. Alternatif düşüncelerle alternatif sonlar yaratmak belli ki okuyucuya bırakılmıştı. Şikayet etmiyorum, ama Barış Bıçakçı'ya bir gün rastlarsam ona soracağım birkaç soru olduğunu da buraya not edeyim...
Edalı, akıcı, okunmaya değer bir yapıt okuduğum ve Barış Bıçakçı'yla tanıştığım için gerçekten memnun hissediyorum. Okumayı kafaya koyduğum diğer kitaplarından da en az Sinek Isırıklarının Müellifi'nden aldığım kadar zevk alacağım konusunda öngörülerim var, bakalım.