• Biz İnsanlar; romanın baş kahramanı Orhan'ın okulunda, iki öğrenci arasında cerayan eden bir taş atma hadisesinin -arka yüzünde- mütareke döneminin İstanbul'unda yaşanan alafranga kültüre hayranlık duyan kesim ile milliyeti müdafaa eden kesmin mücadelesini konu alıyor.
• Biz İnsanlar; bununla birlikte Peyami Safa'nın diğer kitaplarında da olduğu gibi okuyucusunu madde ve ruh, Doğu ve Batı, aşk, kadın, mutsuzluk ve acı konuları üzerinde düşünmeye davet ediyor.
• Romanın baş kahramanı Orhan, arkadaşı Necati ile birlikte aynı zamanda Peyami Safa'nın düşüncelerini ileten sözcüsü konumundadır. Taş atma hadisesinin ardından yaşananlar ve yapılan tartışmalar Orhan'ın üzerinde büyük etki yapar. Yaşadığı bu dış çatışma; onu kendi içinde de birtakım iç hesaplaşmalara iter. Orhan, bu hadisesinin ardından uyuştuğunu sandığı hassasiyetinin yeniden ortaya çıktığını fark eder. Ki ona göre; 'Hassasiyet bir hastalıktır.' Ve fazla merhamet kendimizi merhamete layık hale getimekten başka bir şey değildir.
* Doğu - Batı meselesi:
Biz İnsanlar'da Tahsin'e 'Eşek Türk' diyen Cemil, annesi Samiye Hanım, babası Halim Bey ve Vedia alafranga kültüre hayranlık besleyen; giyim, kuşam ve yaşam tarzı olarak Avrupai bir hayata özenen, Doğu'ya ait her şeye aşağılayıcı bir gözle bakan yozlaşmış insanlardır.
«Asıl kabahat Halim Bey’de idi.
Hayatı Avrupa'da geçmiş. Türklere fazla kıymet vermezdi. Varsa yoksa ecnebiler.» (s.178)
Cemil'e taş atarak karşılık veren Tahsin, babası Mustafa, öğretmenleri Orhan ve Necati ise bu alafranga zihniyetin kutbunda yer alan ahlaki, kültürel, sosyal, milli kültüre ve İslâmî değerlere bağlı insanlardır.
Bununla birlikte Peyami Safa, komünizmin sadık mensubu Süleyman'ın okuduğu bir kongre metni aracılığıyla baskıcı, kapitalist ve emperyalist olan Avrupa ve İngiliz hükümetine karşı şark milletlerinin sefaleti, cehaleti, yıkıklığı ve asalaklığından bahseder. Süleyman'a göre Batı'nın baskısı altında olan şark milliyetlerinin yapması gereken Avrupa emperyalizmiyle mücadeledir. Mazlum milletlerin kurtuluşu namına açılan ortak davada harbe taraftar olmaktır. Süleyman'ın komünizm ve sosyalizm ile ilgili bu fikirlerine karşı Necati, milli değerleri savunur:
«...dava bundan ibaret değildir. Seninle şu noktada beraberim: Türk milleti ve bütün mazlum Asya kavimleri, Avrupa emperyalizmine karşı ayaklanmalıdırlar.
Fakat kimin namına? Kendi milli varlıkları namına Milli tarihleri ve milli idealleri namına? Sen bunu bir merhale telakki ediyorsun ve bir kere bu merhale aşıldıktan sonra milli vahdetleri parçalayarak yerine sınıf birikmeleri istiyorsun. Okuduğun yazı, bütün zevahirine rağmen hiçbir mazlum milletin müdafaası değildir. İçinde Amerikalı, İngiliz, Fransız .. bütün Avrupa muamelesi de dahil olduğu halde, sadece tek bir sınıfın müdafaasıdır. Senin davanın Türk milletinin saadetiyle hiç alakası yoktur. Sen Avrupa'nın millet emperyalizmi yerine bir nevi sınıf emperyalizmi ikame etmek istiyorsun.» diyerek bu konuda Peyami Safa'nın düşüncelerini okuyucuya iletir.
* Madde ve Ruh Meselesi:
İslamlaşmayı yanlış anlayan bir ailede büyüyen Orhan, babasının evinde ilim namına hadisten ve tefsirden başka söz duymamıştır. Tecessüs ve izah yasaktır. Körü körüne imana mecburiyet vardır. Öyle ki babası darülmuallimine girmesini istememiştir. Orhan, babasının bu mutaassıp ve muhafazakar tutumu nedeniyle materyalizmi kendine bir çıkış yolu olarak görür:
« Acaba, diyordum kendi kendime, bende...
benim materyalist fikirlere saplanışım, denize düşenin yılana sarılmasına mı benziyor? Anladın değil mi? Evimin cehennemi içinde bana biraz serinlik verebilecek bir bu fikirler vardı.(...) o halde benim bu fikirlere bağlanışım onları doğru bulmaktan ziyade babamın taassubuna karşı nefretim, babamın istibdadına karşı isyan ihtiyacının neticesi miydi?»
Ancak taş atma meselesinin uyandırdığı yankılar, arkadaşı Necati'nin de tesiriyle Orhan tereddüte düşer, fikri ve hissi bir değişim geçirir. Metaryalizm fikrinin gölgesi yerini idealizme bırakır. Maddeden başka bir şeyde kıymet aramadıkça aksine bütün kıymetler gayri maddi şeyler üstünde görünmeye başlar:
Orhan - « Mesela bütün hayatımda hep menfaatlerim aleyhine hareket ettim; sonra hep manevi saiklere kapıldım. Şimdi büyük söylemekten biraz korkuyorum.»
* Aşk, Acı ve Mutsuzluk
Halim Bey'in yalısında yetişen Vedia; bulunduğu ortam ve burada edindiği alışkanlıklar nedeniyle aşk konusunda bazı kararsızlıklar yaşar. Çevresindeki erkeklerden sadece birisine sevgisini yöneltemez. Evlilik hakkındaki fikirleri kendi söylemiyle birbirini tutmaz. Necati'nin tespitiyle bir 'ideal buhranı'
(sevmek kabiliyetsizliği) içindedir. Orhan gibi düşünen, Rüştü gibi görünen bir aşk arayışındadır ki bu ikilem onu mutsuzluğa iter.
Orhan için ise okulda yaşanan taş atma hadisesi Türk ruhunun izzet-i nefis meselesi demektir. Böyle bir olayda, nüfuslu olan Cemil’in cephesinde olmayan ve Tahsin’i müdafaa eden Orhan, okulu bırakmak zorunda kalmıştır. Bu durum onu sefalete sürüklemiş, aç ve hasta bir durumda arkadaşı Necati'nin evine taşınmak zorunda bırakmıştır. Öncesinde var olan, baba ve amcasıyla yaşadığı fikir ayrılıkları ise onlardan yardım istemesine engeldir. Bunun dışında Vedia'nın aşk konusunda yaşadığı ikilem Orhan'ı mutsuzluğa iten sebeplerdir.
* Kadın-Erkek Meseleleri
Safa, romanlarında erkek kahramanlar genellikle fikirsel, kadın kahramanlar ise çoğunlukla duyguları yansıtırken karşımıza çıkıyor. Safa, bu romanda da felsefi açıdan Necati’yi, ideolojik açıdan da Orhan’ı kendi sözcüsü konumunda ele almaktadır. Duygular ise çoğunlukla Vedia - Orhan ilişkisi üzerinde ele alınmış ve Vedia’nın aşk ve evlilik konusundaki fikirlerini okuduk. Ayrıca kadın kahramanların çoğunlukla marazi özellikler taşıması da onlarla okur/erkek kahraman arasındaki duygusal bağı güçlendiriyor.
Bunun yanında Safa romanlarında sanata ve kültüre yönelmiş kadın kahramanların varlığı da güçlü kadın kahramanların varlığına işaret. Ayrıca Vedia’nın “aşk yaşayacağı erkekte karakter ve kafa araması” da bu gücün bir diğer göstergesi.
Romanda kadınların toplumdaki konumuna dair fikirler Orhan ve Vedia’nın diyaloglarında karşımıza çıkmakta:
«Kadın, muharrik kuvveti aşk olan bir kuluçka makinesi midir? Ya erkek? O halde kadın sevmeli, erkek çalışmalı; yahut ikisi de sevmeli ve çalışmalı. Bu muhakeme yolu basit, eksik, dar ve kapalı.»
* Topluma Bakış
Gerek Doğu-Batı çatışması gerek kadın erkek çatışması ve gerekse felsefi çatışmalarda Safa, romanı sosyolojik bir laboratuvar gibi kullanmakta. Bu eser özelinde işgal ve savaş yoluyla ele geçirilemeyen milletin toplumsal bir yozlaşmayla “kendiliğinden” Batı sömürüsüne teslim olması ele alınıyor. Bahri’nin haklı isyanında da bu gerçek dile getirilmiş:
« Düşman şehre girmiş ne çıkar? Davranır, kovarız; fakat bir de fenalığın bin çeşidi ruhlarımızı işgal etmiş. Ahlâkımız, faziletimiz işgal altında…»
* Kapanış
Romanın son bölümünde Vedia’yı tam olarak tanıyoruz. En sona gelene kadar zihnimizde muğlak kalan Vedia, ancak roman tamamlanınca şekilleniyor. Safa, böylece dört başı mamur bir romanı başarılı bir sonla da noktalıyor. Biz okurlara da hem üslup hem de zihinsel açıdan başarılı bir miras bırakıyor.
Biz İnsanlar kitabı, benim için güzel bir hediye olmuştu; birlikte okuyup konuşmak, üzerine birlikte bir inceleme yazmış olmak daha anlamlı olmasını sağladı. Kitap dostum ea 'e çok teşekkür ediyorum.