Turnusol kağıdı gibi bir kitap Dünya Ağrısı.
Yaşama bağlı olanları ve yaşamdan kopuk, intihara meyilli olanları birbirinden ayıracak kadar güçlü bir ayıraç. Başından sonuna kadar karakterlerin dünya ağrısını anlatan hatta yaşatan bir kitap.
Okuduğum kitapların içinde en kasvetlisi, en dibe çekeni diyebilirim. Ayfer Tunç güçlü kalemiyle okuru bir yolculuğa çıkarıyor. Bu yolculuk sıradan seyrinde bir yolculuk değil. Dibe yolculuk. Hafızanın, vicdanın, bataklığın, kuyunun dibine...
Ayfer Tunç kitabın ilk sayfalarındaki şu diyalogla okuru uyarıyor aslında:
"Hikâyeler insanı kendi kuyusundan çıkarır, başkalarının kuyularına atar." s:12
"Başkalarının kuyuları daha mı iyi?"...
"Başkalarının kuyuları daha fena," dedi Madenci. "Elimde olsa kendi kuyumda boğulurdum." s:14
Dünya Ağrısı, hayallerinden fersah fersah uzak bir hayata hapsolmuş Mürşit'in hikâyesini anlatıyor. Yaşamadan geçen onlarca yıl, katlanarak geçen zaman, katlanarak artan bir ağrısı var Mürşit'in, tedavi edilecek somut bir ağrı da değil üstelik. Dünya Ağrısı.
"Burada dünya ağrısını dindirecek bir yer var mı? Dünyada dünya ağrısını dindirecek bir yer var mı? Yok. Dünyanın kendisi ağrı." s:237
Mürşit bu ağrı ile kendi içinde boğulurken otele gelen kendine benzeyen bir müşteri olan Madenci ile dost olurlar. Dertleri ortaktır. İkisi de aynı ağrıdan muzdariptir. İkisinin de acıları oldukça sarsıcı. (Bakmayın burada böyle sakin sakin yazdığıma, kitabı okurken bağırmak istedim.)
Mürşit ve Madenci'nin bir ortak noktaları daha vardır. İkisi de hayatları boyunca hiç aşık olmamışlardır. İkisi de evlenmiştir sevmişlerdir de biraz ama aşkı hiçbir zaman hissetmemişlerdir. Belki de aşkı hissetseler yaşadıklarını da hissederlerdi. Ne demişti Birhan Keskin:
"Serin bir rüyanın hatırınadır
çektiğim dünya ağrısı."
Serin