Anlı şanlı yazarlarımızın kalemine, kelli-felli televizyon programcılarımızın diline bulaşan yeni bir tabir var:
"Türk insanı!"
Yanlış! Garip! Gülünç veya hazin bir ifade.
Ne demek "Türk insanı"? Hazretler yüksek perdeden atıp tutuyorlar: "Türk insanı bu trafik canavarından artık ürküntü duymaktadır." "Türk insanı hayat pahalılığı altında ezilmektedir. ""Türk insanı yeni bir bekleyiş içindedir." "Türk insanı seçimde neyi istediğini ortaya koymuştur". "Türk insanını eğitmek ve eğlendirmek televizyonumuzun en baş görevidir."
Örnekleri çoğaltmıyorum. Artık her gün yüzlerce defa "Türk insanı" garipliğiyle, yanlışlığıyla burun buruna geliyoruz. Bu ifadeler yanlıştır.
"Türk insanı" denilmez. Çünkü "Türk" zaten insandır. "Türk şiiri, Türk nesri, Türk romanı, Türk mimarisi, Türk halısı, Türk kilimi, Türk evi, Türk bağı-bahçesi" denilir. Ama Türk insanı denilmez; yanlıştır. Biz İngiliz insanı, Alman insanı, Fransız insanı, Arap insanı diyor muyuz? Diyenler yanlış diyorlar. İngiliz, Alman, Fransız, Arap diyoruz. Veya İngilizler, Fransızlar, Almanlar, Araplar diyoruz.
Koyun hayvanı, at hayvanı, kedi hayvanı, kuş hayvanı demek ne kadar yakışıksızsa, kambursa, gülünçse Türk insanı demek de o kadar yakışıksız ve yanlıştır.
Koyun, zaten hayvandır! At, kedi, kuş, zaten hayvandır. Koyun dediğimiz zaman aklımıza dolmakalem veya otomobil gelmiyor ki, koyun hayvanı diyelim. Kuşlar için de iki istisna dışında aynı incelik aynı sadelik söz konusu. Biz serçe kuşu, karga kuşu, leylek kuşu, kartal kuşu demeyiz. Serçe, karga, leylek, kartal denilince aklımıza bir kuş cinsi gelir. Meşhur Orhan Veli'nin "İstanbul Türküsü" isimli şiirinde geçen, martı kuşları tamlaması yanlıştır.
"İstanbul'un mermer taşları
Başıma da konuyor, konuyor aman martı kuşları."
"Martı kuşları" denilir mi? Yanlıştır. Martı dal değil, yaprak değil, böcek değildir ki martı kuşları diyelim. Anlaşılan birinci mısraın sonundaki "taşları" kelimesine kafiye olsun diye martılar denilmemiş, "martı kuşları" yanlışlığına göz yumulmuştur.
"Sakın bir yanlışlıktan ne çıkar" demeyin. Bir yanlışlık bazen bin yanlışlığın ortaya çıkmasına yol açar.
Koskocaman bir meydanda binlerce hayvan, binlerce çiçek, binlerce kilim, binlerce halı, binlerce defter-kalem çeşidi olsa, bu kocaman meydanda bir tane de Türk bulunsa ve bize birisi bir emir verse "git o Türk'ü buraya getir" dese, tanıyalım-tanımayalım gider o Türk'ü alır istenilen yere getiririz. Hiç birimiz şaşırmayız, tereddüde düşmeyiz. Türk yerine bir karanfil, bir halı, bir kalem alıp gelmeyiz. Bir Türk'ü, bin Japon, bin Hindu, bin Zenci arasından bile seçip ayırabiliriz. Türk o kadar belirgindir, o kadar insandır. Başka insanlardan o kadar farklıdır. Bu bakımdan Türk insanı demek yanlıştır. Türk, Türk halkı, Türk milleti diyebilirsiniz. Ama Türk insanı diyemezsiniz, dememelisiniz, bana göre Türk insanı ifadesinde bilgisizlik kadar, zevksizlik kadar sanki bir küçümseme de var. Atatürk:
"Türk! Öğün! Çalış! Güven!" dememiş miydi?
"Türk insanı! Öğün! Çalış! Güven!" diyenler, biraz vakit ayırıp Türkçe çalışmalıdırlar.
Sayfa 232 - YAKIN PLAN