Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem, bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervane olan kendini gizler mi alevden;
Sen istedin, ondan bu gönül zorla tutuştu...
Gün senden ışık alsa da bir renge bürünse;
Ay secde edip çehrene yerlerde sürünse;
Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan
Yalnız o yeşil gözlerinin nûru görünse...
Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!..
Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
Gönlümdeki azgın devi rüzgârlara attım;
Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
Gözler ki birer parçasıdır sende İlâh'ın,
Gözler ki senin en katı zulmün ve silâhın,
Vur şanlı silâhınla gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.
Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu
Dinmez! Ebedî özleyişin bestesidir bu!
Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
Görmek seni ukbâdan eğer mümkün olaydı.
Ser-i kâra geçenler olduğuy'çün hâin-i millet
Duraht-ı mel'ânet her canibe bir sâye salmıştır
Bozulmuştur esâsında düzelmez gelse de Mehdî
Bu mülkün emr-i ıslâhı Cenâb-ı Hakk'a kalmıştır
-Günümüz Türkçesiyle-
Kâra geçenler milletin haini olduğu için
Lanet ağacı her tarafa gölge salmıştır
Kökünden bozulmuştur, Mehdi de gelse düzelmez
Bu memleketi düzeltme işi Allah'a kalmıştır
Çektiğim cevr ü cefanın sebebinden sorma
Deme kim bâd-ı hevâ menkabe dellâlı budur
Habs ile nefy ile işkence ile ömr geçer
İşte Türkiyye'de şair olanın hâli budur
-Günümüz Türkçesiyle-
Çektiğim cefanın sebebini sorma
Deme ki bedavadan menkıbelere delillerdir bunlar
Hapsedilmekle, sürülmekle, işkenceyle ömür geçer
İşte Türkiye'de şair olanın hâli budur