Özgür KAİM

Özgür KAİM
- Cehennemin kapısında yine Sen'den ümit kesmem.
Talebe
Üniversite
Trabzon
794 okur puanı
Aralık 2018 tarihinde katıldı
Doğrudan doğruya Kur'an'dan alıp ilhamı, Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâmı Bu mısralarda kendini ele veren fikirler Kaynaklara Dönüş hareketiyle irtibatlı olarak Akif'in ve birçok dönemdaşı aydının düşüncelerini vasıflı bir şekilde yansıyor. O bu sebeplerin de ilâvesiyle bir dil ustası ve Arap edebiyatıyla hususi olarak ilgilenmiş biri olarak Kur'an-ı Kerim ve anlamı üzerine çok düşünmüş ve çok çalışmıştır. Tabiri caizse "yastık altı" kitapları arasında Mesnevî ile birlikte Celâleyn Tefsiri de vardır ve kendi ifadeleriyle bu tefsiri 18 defa hatmettiği bilinmektedir²¹⁷.
Sayfa 165 - İstanbul Zaim Üniversitesi Yayınları / ²¹⁷ Eşref Edip, age, I, 674.
Tarih
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Dostluğuna ve ahlâkına güvendiği, ilmine, irfanına ve sohbetine meftun olduğu "muhlis-i sâdık" arkadaşlarına (meselâ Babanzâde Ahmet Naim'e, Ali Şevki Hoca'ya, Ferit Kam'a, Emrullah Efendi'ye, Hüseyin Kâzım Kadri'ye...) yakın olmak, onları sıkça görebilmek için birkaç defa evini taşıması yahut yaya uzun mesafeler kat ederek dost ziyaretlerine gitmesi, uzun yollar kat ederek hocaların derslerine-sohbetlerine katılması de onun meziyetleri arasında hep zikredilmiştir¹⁹⁵. Dostları ve ilim-irfan sahipleri arasında konuşmayı da, yeri geldiğinde "fıkra gelsin mi?" diyerek fıkra anlatmayı ve latife yapmayı da, uzun uzun dinlemeyi de severdi. Dost ve yakınları arasında geçimi zor, alıngan hatta bazı bakımlardan çekilmez insanlar da vardı fakat onların hususiyet sahibi insanlar oluşları nezdinde zor taraflarını da katlanılır kılıyordu. Çok sevdiği Neyzen Tevfik veya son nefesine kadar yanında olan Fuat Şemsi bunlar arasındadır.
Sayfa 145 - İstanbul Zaim Üniversitesi Yayınları / ¹⁹⁵ Dost halkasındaki kişiler ve onlarla yakın-sıcak-mesuliyetli münasebetleri hakkında fikirler edinmek için bk. Eşref Edip, age, 1, 175-248; Mithat Cemal, age, s. 50-63, 80-99, 105-28; Orhan Okay, age, 145-60
Tarih
Akif'in birçok anekdota konu olduğu üzere hukuku olan insanlara ve dostlarına karşı riayeti, mutlak bağlılığı, hürmet ve muhabbeti, yakınlığı onun ahlâkî şahsiyetinin ayrılmaz bir parçasıdır. Mithat Cemal'in ifadeleriyle "Akif dostuna kendi kuvvetini verir sonra ona tabi olurdu. Dostluğu da bir parça dinlere benzer. (...) Dostunu tenkit edemezdiniz; ederseniz Akif sizi de susturan bir sükutla susardı. Yahut fena bir edebiyata benzeyen mübalağalı medihlerle dostunu müdafaa ederdi; dostunun aleyhinde söylediğiniz şeylere inanmaktan kendi de korkuyor gibi bir mübalağa ile... "¹⁹³.
Sayfa 144 - İstanbul Zaim Üniversitesi Yayınları / ¹⁹³ Midhat Cemal, age, s. 410-11.
Tarih
Resmi kurumlar, devlet radyosu İstiklâl Marşı müellifinin cenazesine ilgi göstermedi. Bu tam da Akif'in istediği bir şey olmalıydı. Naaşının kimsesiz, fakir bir insanın cenazesi gibi çıplak bir tabutla Bayazıt Camisi musalla taşına gelmesi de onun meşrebine çok uygundu. Fakat cenaze namazının, nereden duyup geldikleri belli olmayan binlerce insan ve üniversite talebesi tarafından kılınması ve musallada hem bayrağa hem de Kâbe örtüsüne sarılan tabutunun Bayazıt'tan Edirnekapı dışındaki mezarına kadar eller üstünde taşınması da karşılık beklemeden emek verdiği, kurtuluşu için samimi çaba sarfettiği milletine yakışan asil bir davranıştı. Bu hareket onun sessizliğe gömülmesini tercih edip bekleyen, bu sebeple radyo müzik yayınlarında bile değişikliğe lüzum görmeyen devrin resmi makamları ve üst yöneticileri başta olmak üzere herkesi şaşırtmıştı. (Benzer bir hareket Mareşal Fevzi Çakmak'ın cenazesinde de tekrarlanacaktır). Akif Edirnekapı Mezarlığı'nda, iki sene önce vefat eden, çok sevdiği ve "sahabeden biri", "bakıyye-i selef" dediği yakın arkadaşı Babanzâde Ahmed Naim beyin yanıbaşına defnedilecektir¹⁹⁰. Yol genişletmesi sebebiyle iki dost Süleyman Nazif'i de yanlarına alarak şimdiki yerlerine taşınacaklardır¹⁹¹.
Sayfa 141 - İstanbul Zaim Üniversitesi Yayınları
Tarih
Dinlenmek için çıktığı seyahatten Eylül sonlarına doğru daha yorgun ve bitkin olarak Kahire'ye döndü. Damadı Muhittin Bey'e yazdığı 27 Eyül 1935 tarihli mektubunda, "Ben çok ihtiyarladım, çok zayıfladım. Hiç dermanım yok. Tebdil-i havadan hiç müstefit olamadım. Bakalım Allah ne gösterecek?" diyecektir¹⁸⁶. Aralık 1935'te çekilen bir fotoğrafını Abbas Halim Paşa'nın kızı Prenses Emine Hanım'a gönderirken arkasına şunları yazacaktır: Şu serilmiş görünen gölgeme imrenmedeyim... Ne saadet, hani ondan bile mahrumum ben. Daha bir müddet eminim ki hayatın yükünü, Dizlerim titreyerek çekmeye mahkumum ben. Çöz de artık yükümün kördüğüm olmuş bağını, Bana çok görme, İlâhî, bir avuç toprağını!.. Muhtemelen aynı fotoğrafı bir başka dostuna gönderirken arkasına başka bir kıta yazacaktır. Bunlar ölümün ayak seslerini duyan şairin kendisiyle son latifeleşmeleri, dostlarına son işaretleri gibidir: Hepsi göçmüş, hani yoldaşlarının hiçbiri yok! Sen mi kaldın, yalınız kafileden böyle uzak? Postu sermekse merâmın yola, serdirmezler; Hadi, gölgenle beraber silinip gitmene bak. Memleketine olan hasreti iyice artmıştı. Mısır'da ölmekten, orada kalmaktan da korkuyordu. Nihayet 1936 yaz başında (17 Haziran) İskenderiye'den bindiği vapurla İstanbul'a döndü. Tabiri caizse naaşını alıp vatanına gelmişti. Eşref Edip'in naklettiğine göre karşılayanlardan birinin "nasılsınız Üstad?" sorusu üzerine. "İşte gördüğünüz gibi, canlı cenaze" diyecektir¹⁸⁷. Karşılamaya gelenler, muhtemelen takipten çekindikleri için iki elin parmakları kadardı. Orada bulunanlardan biri, o yıllarda Askeri Tıbbiye talebesi olan Fethi Tevetoğlu anlatıyor: "17 Haziran 1936 Çarşamba günü, bir Mısır-İngiliz kumpanyasına ait, Mısır bandıralı, beyaz renkli Muhammet Ali el-Kebir gemisi ile Galata Rıhtımı'na yanaşmıştı. Geminin
Sayfa 137 - İstanbul Zaim Üniversitesi Yayınları
Tarih