Örnek olarak Descartes'ı almamız gerekirse, onun şöyle akıl yürüttüğünü görmekteyiz: Gündelik hayatta duyularımızın bizi sık sık aldattığına tanık oluruz. Bir rengi başka bir renkle, bir nesneyi başka bir nesneyle karıştırdığımız olur. Görme duyumuz suyun içine batırılmış bir çubuğun kırık olduğunu gösterirken, dokunma duyumuz onun hiç de öyle olmadığını söyler. Öte yandan, akıl doğruları denen doğrularda, örneğin matematiksel akıl yürütmelerde de yanlış yapmamız, yalnız bu yanlışı yaptığımızı bilecek kadar şanslı olmamamız mümkündür. Bu düşüncelerden hareket eden Descartes sonunda her şeyden şüphe etmenin mümkün olduğu, ancak şüphe eden insanın, şüphe ettiği anda, şüphe ettiğinden şüphe etmesinin mümkün olmadığı görüşüne varır. Öte yandan, şüphe etmek bir tür düşünmektir. O halde, şüphe eden insan şüphe ettiği anda düşünmektedir. Düşünmek ise var olmayı gerektirir; çünkü şüphe etmek için, şüphe eden bir varlığın olması zorunludur. Böylece, Descartes, kendisinden şüphe edilmesi mümkün olmayan, kesin bir ilk bilgiye varır: “Düşünüyorum, o halde varım (Cogito ergo sum).” Bu, görüldüğü gibi şüpheden bilgiye geçiştir.
Sayfa 49
Felsefe
··1 alıntı·
755 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Düşünüyorum, öyleyse varım! Benim varlığım Tanrı'nın varlığının delilidir. Hatta Tanrı'nın varlığı benim varlığımdan daha kesindir!