"Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine göredir."
Daha ilk sayfada sizi karşılayan ve düşüncelere sevk eden o cümleyle başlamak istedim.
Okumaya korktuğum o kitaplardan biri bitti. Ama nasıl bitti gelinde bana sorun. İlk defa böyle kalın bir kitap okudum, ilk defa bu kadar uzun bir zaman diliminde bir kitabı bitirdim (19 gün) ve ilk defa Tolstoy okudum.
Ben bazı kitapların "okuma zamanlarının" olduğunu düşünürüm. Bu kitapta onlardan biriydi. Kitaplığımda olmasına rağmen beklettim. Ta ki bir arkadaşım bunun üzerine bir sohbet açana kadar. "Anna Karenina'yı okudun mu? " diye sordu. "Zamanı geldi." diye düşünüp okumaya başladım.
Yazar kitabında aldatan bir kadının Rus toplumu içerisindeki yerini, sosyal çarpıklıkları vurgulayarak ortaya koymuş.
Kitabı okumadan önce Anna karakterini kafamda çok farklı kurgulamıştım. Kendi ayakları üzerinde duran güçlü bir kadın olarak. Ama olayın gidişatı beni hayal kırıklığına uğrattı. Eşine sadık kalamayan bir eş var ortada. Bir yandanda boşanma çabaları içine giren bir koca ve dönemin şartlarının elverişsizliği. Ve sonra bir kabulleniş. Nerden baksan bir kapana sıkışmışlık.
Yazarın Anna'yı suçlu değilde acınmayı hak eden bir karakter olarak bize sunması bana Suç ve Ceza romanındaki baş karakter Raskolnikovu hatırlattı.
Her kitapta olduğu gibi bu kitaptada bir favori karakterim var.Sevgisine, basit yaşamına hayran kaldığım "Levin". Onun isteğine ulaşması kitapta beni rahatlatan tek şeydi.
Ara ara sıkılsamda dilini sevdim. Söylemeden geçemiycem kendimi bir TV dizisinde gibi hissettim.
Kitabı okurken bir yandanda Didem MadakAh'lar Ağacı'nı okuyordum. Tesadüftür ki bir dize denk geldi sizede aktarmak istedim.
"Anna karenina' yı taklit ediyor zaman,
Atıyor kendini raylara.
Neden her aşk
Bir kadının cenazesini kaldırır mutlaka."(s 59)
Erkek ya da kadın fark etmez. Her iki taraf içinde sormak istiyorum. "Bu aşk mıdır?"