Puan vermedi·92 syf.····Okunma: 07 Eylül 2024 21:42 Tıpkı hikayenin anlatıcısı olan hilkat garibesi gibi kitap da edebi bir garabet olarak yazılmak istenmiş herhalde. Tanrı anlatıcı bir anda birincil tekil anlatıcı oluyor sonra günlük formuna dönüyor ,sonra bilincakışı vs. Zaten öykü mü roman mı kurgu mu belli değil, yazarın aklında müthiş havalı cümleler varmış ve bunları araya serpiştirmek için yazmış sanki.
Öyle miymiş? kitabındaki hüzün yok burada . Coşkuyla Ölmek kitabındaki öyküler de yok. Habire bunalım. Türkçe yazılan şeylerin yüzde doksanı bunalım. Peki bu yazarlarımızın bunalımları neye yarıyor belli değil, yine de alıyoruz okuyoruz,baş tacı ediyoruz. Amin diyoruz. Bunalım olmasın mı olsun tabii ama kök nedenleri hep belirsiz, ne idügu belirsiz bir önceki zamandan gelen dışlanmışlık, yalnızlık ve şairlik.
Yani genel olarak kurgusal metinlerde bir matematik olur ,en kötüsünde bile olması gerekir, örneğin çocukluğum çok kötüydü diyorsanız, ve sebebi için;sadece annem babam bana hep kötü davrandığı için derseniz kurgusal bir metin yazmış olmazsınız, babanızı annenizi kötü bir ebeveyn yapan koşulları da ve bunun yarattığı çatışmayı da tarif etmeniz gerekir. En azından benim bildiğim böyle. Avangard bir eser yazmak isteyen olursa eyvallah.
Fakat kardeşim hepsi mi aynı olur ya, kızgın küskün, nazlı , terkedilmiş, dışlanmışlar. Dünyaya fırlatılmış diyecem ama öyle de değil yani Heidegger'le de pek alakası yok yazarlarımızın. Bir dilin edebi gücü farklı türlerde yazılan eselerin de genişliği ile ölçülür. İyi bir aşk öyküsü bile yok neredeyse. Dünyaya mâl olmuş, dünyayı geçtim Avrupa' da veya Ortadoğu'da herkesin adını bildiği bir yazarımız var mı? Neyse ki Orhan Pamuk Nobel almış da bu yükten kurtarmış herkesi . Polisiye yazarlarımız bile kederli. ( Roman yazmak Doğu kültürüne uygun bir şey mi ayrıca tartışmak gerekiyor) Derdi olan,anlatısına bir mesele katmak isteyene sözüm yok. Ama okuyunca da bir yazarın derdini kederini anlayalım istiyoruz. O da yok. Sorun bizde mi ? Belki de . Yani herkes çok sevdiğine saydığına göre, müritleri olduğuna göre. Sadece Şule Gürbüz özelinde söylemiyorum bunu . Ki kendisinin diğer kitaplarını da okumuş ve oldukça da beğenmiş biriyim. Bazı duyguları öylesine detaylı anlatır ki ,dilimizin ucunda olup da dile getiremediğimiz anların resmini çizer. Hah! Tam da bunu hissetmiştim dersiniz. Orası ayrı . Kalemine kuvvet. Ama bu kitap... Bilmiyorum belki yirmilerimde okuyunca çok sevebilirdim. O büyülü dil,araya saklanmış süper şaşırtıcı aforizmalar. O kadar çok taklidi olmuş ki belki de o yüzden itici geliyor artık. Seveni olur olmaz o ayrı , sevene de saygım sonsuz . Ama ben artık her yerden kuşatıldığımız, toplumsal,ekonomik, kültürel vb her alanda çemberimizin daraltıldığı, alternatiflerinin aslından da beter olduğu bir politik ortamda bunalımın hasını okumak istiyorum. Uyduruk, zamansız ,mekansız karakterlerin bunalımı yavan kalıyor maalesef. Emeğine yabancılaştıkça mutsuzluğu artan, mutlu olmak için borç alan,kredi çeken ,taksit ödeyen, yeni şeyler alan ,ama yeni şeyler aldıkça mutsuzluğu artan insanların daha fazla belirsiz bir bunalıma ihtiyacı olmamalı. Kastettiğim şey tıpkı doksanlarda yapıldığı gibi büyük bir eğlence kültürü yaratıp halk o eğlenceyi temaşa ederken arka planda fail-i meçhullerle ,darbelerle vs dışlanmışların istenmeyenlerin sesinin kesilmesi gibi birşey değil. Ama mizaha tam da ihtiyaç duyduğumuz zamanlardan geçiyoruz. Devrimci bir neşe falan da demiyorum. Herkesin karnı tok artık böyle şeylere. İnsanlar o kadar suratsız oldu ki mizah diye Leyla ile Mecnun dizisini absürd komedi sanıp izlediler yıllarca. Absürd mü komedi ? Yuh ama artık! Ağzınızdan çıkanı kulağınızın duyduğu bla bla bla ...
Velhasıl-ı kelam Kambur beyin derdi neymiş anlayan varsa ne âlâ! Bide artık yaşamak ağrısı, yaşam yorgunu,hayat kaçkını vs bıkmadık mı hala. Yazıldı, çizildi,okundu beğenildi,rafa kaldırıldı hepsi.
Hadi Kambur 1992 de yazılmış ve Şule Gürbüz nevi şahsına münhasır bir yazarımız neyse. Geri kalan zevat sene olmuş 2024...
Hala aynı zımbırtılar Yazanlar olur elbet , alıcısı da olur muhakkak. Ama ihtiyacımız bu mu emin değilim. Bir zamanlar akıllı bir adam biz bu Cumhuriyetin ne xayrıni gördük demişti
Şimdi soruyorum, biz bu edebiyatın ne xayrını görecez? İlla edebiyatın hayrını görmemiz mi gerekiyor diye soracak olan varsa, cevabım: evet görmemiz gerekiyor.