Lizbon'a Gece Treni
8/10
·400 syf.··
2024 1. kitabı
Bu kitap, kendi içimize yolculuk kılavuzu tadında rehber kitaplardan biri... Değişim önce içeride başlar sonra dalga dalga yayılır. (Devrim) Hayat bize verilen tek bir kimlik altında "ben buyum" diyerek yaşanılabilecek, rutinlerin merkezi küçük bir alan değil. Hayat, yürünülmesi gereken uzun bir yol! Yeter ki sen, kendine sürekli yeni yollar arayan yolcu olarak yola çık! İşte o zaman evren de sana yönünü bulmakta yardım edecektir. Mevlana'nın sözü bunu ne de güzel anlatıyor: "Sen yola çık, yol sana görünür." Gregorius, köprüde karşılaştığı kadına dokunduğunda, kendi hayatını sorgulamaya başlıyor. Evet dışarıdan bakıldığında güzel gibi görünen bir hayatı, herkesin olmak istediği noktada bir işi ve sağlam bir bilgi birikimi var. Kaç dil biliyor bu adam. Bunların dışında peki? Hayallerine giden yolda kendi için fark yaratacak ne dokunuş yapmış? İşte o zaman fark ediyor cevabının hiçbir şey olduğunu ve o an düşünmeden, düşünürse vazgeçmekten korkarak atıyor adımını bilinmezliğe. Yolda buluyor onu Prado'nun kitabı. Şimdi de değilse ne zaman der gibi, aleyhine işleyen ömür saatinin giderek azaldığını işaret edercesine. Okudukça görüyor Gregorius, birileri onun hayal ettiği, yapmak istediği şeyleri yapmış, cesaret etmiş. Prado için de kolay bir hayat olmamış! Aslında o da olmak zorunda olduğu, sevmediği, anlamlandıramadığı, kendisinden beklenilenleri vermek zorunda hissettiği bir noktada doğmuş yeni kendine... Tabii ki hayat kimseyi parmağını şıklatınca olduğu yerden, olması gereken yere ışınlamıyor. Bu yüzden mücadele ediyor Prado. Onu dışarıdan anlaşılmaz, uyumsuz, aykırı biri gibi görenler bilmiyorlar o arada kalmışlığın ne demek olduğunu. Bir taraftan talep edilen, ondan beklenilen bir hayat çizelgesi var çevresi hep belirli kesimlerle çevrelenmiş olan, diğer taraftan da onun olmak istediği kişi/kişiler ve hayat var kendini ait hissetmek istediği. Zaten bu yüzden hiçbir şeyin ne tam içinde/ortasında ne de tam dışında kalabiliyor. Bir başkaldırı niteliğinde aslında onun kendine bu kadar zıt olan Jorge ile arkadaşlığı.. Ama bir yerde de onunla arasındaki farklılığın ortak kesişimleri ona cazip gelen.. Yine Jorge gibi biri var hayatında sevdiği (Maria). Onunla her şeyini paylaşarak, anlaşıldığını bilmenin hafifliğiyle kendini salabiliyor fakat onunla evlenmiyor (dokunmuyor bile) çünkü tamamen kurtulamıyor onu baskılayan asıl köklerinden. Hayatını kurtardığı ablasının minneti bile ona yüklenmiş ekstra bir yük. Estefania, her anlamda hayatı başlı başına direniş olan Prado'nun karşısına çıkan, en zorlu sınavlarından biri ve bana göre sonuncusu oluyor. Gregorius, Prado'ya bakarak kendini ve eksiklerini nasıl gördüyse, Estefania da Prado'nun arayışta olduğu hazinenin bir parçasıydı. Hayat yine ona adil davranmadı. Hipokrat Yeminine bağlılığından dolayı, istemeden de olsa kurtardığı adamdan dolayı , iyilik yaptığı insanların bir anda ona sırt çevirmesiyle değişen hayatının adaletsizliğini kabullenemediği travmatik bir noktada, ona aşık oldu! Dostuyla, böylesi bir güzelliği hiç görmediğini ona fark ettiren kadın arasında yine bir seçim yapmak zorundaydı. Bu noktada aslında sadece kaybeden kendisi oluyor. Çünkü o sevdiklerini incitmekten korkan, onları onlara rağmen koruyan biri olduğu için hiçbir şeye tam olarak ait ya da sahip olamıyor. Ölümüne sebep olan hastalığı da tam olarak yaşadığı hayatın sonuçlarına uygun seçiliyor.
Edebiyat
Lizbon'a Gece TreniPascal Mercier · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20122,192 okunma
·
74 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.