Beş şehir ne muhteşem bir yolculuktu öyle. Zaten Tanpınar'ı okumak her zaman büyük bir keyif. Şairliğini ve roman yazarlığını bildiğimiz Tanpınar'ı bir de Beş Şehirde okumak kuşkusuz bambaşka bir duyguydu. Tanpınar düzyazılarında da şiirselliğini, romanlarında olduğu gibi tasvir gücünü, ifade tarzını kullanmaktan çekinmiyor. Bu da okura basit bir şey okumadığını hissettiriyor. Beş Şehirde sırasıyla Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul işleniyor. Kitabın yarısını ilk dört şehir oluştururken geri kalan yaklaşık 100 sayfalık diğer kısım ise İstanbul'a ayrılmış. Tanpınar, anlattığı şehirleri sadece kendi gördükleri çerçevesinde değerlendirmiyor, tarihine de vurgu yaparak bazen detaylı diyebileceğimiz anlatımlara da yer veriyor. Ankara'dan bahsederken yazdığı dönem için oldukça yakın sayılan Milli Mücadele sürecine atıf yapıyor. Erzurum'u anlatırken oradayken şahit olduğu depremi de anlatıyor, şehrin değişimini de vurguluyor. Bilhassa Konya anlatımını çok beğendim. Zira Selçuklunun başkenti olması hasebiyle kısa ve öz bir tarih anlatımı sunuyor satır aralarında. Sadece romancı ve şair olmadığını bildiğimiz, Edebiyat Tarihi de kaleme almış bir öğretim üyesi için belki de şaşılacak şey değildir bu fakat Tanpınar'ın tarihi de çok güzel anlattığını söylemek mümkün. Sanatlı ve güzel üslubunu burada da terk etmemesi ayrı bir keyif katıyor çünkü. İstanbul anlatımı ise başlı başına değerlendirilebilir. Şehrin tarihinden giriyor, bugününden çıkıyor. Tanpınar'ı okumak da anlatmak da bitmez en nihayetinde. Beş Şehir tekrar tekrar okunması gereken en önemlisi de tekrar tekrar okunası olan bir Tanpınar eseri olarak karşımıza çıkıyor. Eylülün SesiyleBeş ŞehirAhmet Hamdi Tanpınar