Gönderi

Puan vermedi·136 syf.··
2024 169. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 01 Temmuz 2024 16:27
Furkan Akderin’in “Phaidon” Çevirisi ve Orijinal Metnin Çeviri Bilimi Açısından Karşılaştırmalı Bir Analizi Platon'un "Phaedon" diyaloğu, insanlık tarihinin en derin felsefi metinlerinden biridir. Sokrates’in ölüme olan yaklaşımı ve ruhun ölümsüzlüğü hakkındaki tartışmaları, felsefenin bazı temel sorularını ortaya koyar: İnsan ruhu ölümsüz müdür? Ölümden sonra ne olur? İyi bir yaşam nasıl olmalıdır? Bu soruların iç içe geçtiği bir metni çevirmek muazzam bir dikkat, titizlik ve söz konusu dil üzerinde ustalık gerektirir. Furkan Akderin’in Say Yayınları için yaptığı bu çeviri ise bahsettiğim zorluklarla yüzleşirken metnin ruhunu ne kadar koruyabiliyor, okurken hep bu soruyu düşündüm. Bunun sonucunda, sorumu cevaplandırabilmek adına çeviriyi hem dil bilgisi hem de çeviri bilimi açısından derinlemesine incelemek gerektiği sonucuna vardım. Başlamadan önce birkaç ön bilgi geçelim. Platon’un metni, klasik Attika Yunancası ile yazılmıştır. Bu dil, günümüz dillerine kıyasla son derece karmaşık bir yapıya sahiptir. Yunanca'daki fiil çekimleri, zaman kipleri ve durum ekleri, bir kelimenin anlamının en ince tonlarını ifade etmek için çok çeşitli araçlardır. Yunanca’da cümlelerin anlamları, kelime sırası kadar ekler ve bağlamla da şekillenmektedir. Platon, ana dilini, sunduğu zenginliği ve felsefi kavramları ince detaylarla aktarmak adına ustalıkla kullanan filozoflardan biridir. Misal, Yunanca’da çok sık karşımıza çıkan "psychē" (Yunanca: ψυχή) kelimesi "ruh" anlamına gelmekte ve hem bireyin canlılığını hem de mental ve ahlaki yönlerini ifade etmektedir. Fakat bu kelimenin kullanımını, bağlamdan bağımsız olarak okumak zordur. Platon’un metnindeki "psychē" kavramı ise ruhun ölümsüzlüğünü sorgulayan bir tartışmanın merkezindedir ve metnin içerisinde yer alan incelikli argümanları belirginleştirir. Yunanca yine fiil çekimlerinde belirli bir durum veya zaman üzerinde derinlemesine düşünmeyi mümkün kılan karmaşık zaman kiplerine sahiptir. Misal, "aorist" kip, bir eylemin tamamlanmış olduğu anlamını taşırken, "imperfect" kip, süregiden ya da alışılmış bir eylemi ifade etmek üzere kullanılmaktadır. Platon ise tam da bu sebeple Sokrates’in felsefi düşüncelerini aktarırken bu zaman kipi kullanımlarını tercih etmiş, argümanlarının gelişimini şekillendirmek adına oldukça yararlı olacağını fark etmiştir. Bir çevirmenin bu dilsel ince ayarları doğru bir şekilde yansıtması son derece zordur. Furkan Akderin beyefendinin "Yunanca Aslından" (olduğu iddia ediliyor fakat ben buna çoğunlukla katılmıyorum ve nedenlerini de az sonra detaylı bir şekilde açıklayacağım) Türkçemize yaptığı çeviri, bu zenginliği aktarmak üzere samimi bir çabayı yansıtmaktadır. Çevirisinin genelinde metnin akıcı bir Türkçe ile sunulmasına büyük özen gösterdiği aşikârdır. Tercih ettiği dil, "modern" okuyucunun anlayabileceği bir sadelik ve açıklık sunmaktadır ancak bu sadelik, metnin felsefi inceliklerini yitirmesine yol açar. Bazı kısımlarda okumayı, tıpkı herhangi bir tercüme uygulaması aracılığyla bir metin okuyormuşçasına karmaşıklaştırır. Platon’un dilindeki anlam katmanları, Türkçeye aktarılırken zaman zaman yitirilmiştir. Çeviri bilimindeki "eşdeğerlik" (equivalence) kavramı, kaynak dildeki anlamın hedef dile olabildiğince yakın bir şekilde aktarılması durumunu ifade etmektedir. Ancak burada bir çevirmen, "doğrudan eşdeğerlik" (formal equivalence) ile "dinamik eşdeğerlik" (dynamic equivalence) arasında bir seçim yapmak zorundadır. Doğrudan eşdeğerlik, metni kelime kelime çevirmeye çalışırken, dinamik eşdeğerlik, anlamın özüyle ilgilenir. Beyefendi, dinamik eşdeğerlik yöntemini tercih ederek metni Türkçede daha anlaşılır kılmaya çalışmış, ancak Platon’un metnindeki dilsel incelikleri göz ardı etmiştir. Misal, Platon’un "psychē" (ruh) kavramına yüklediği metafiziksel derinlik, Akderin’in çevirisinde, daha sade bir anlamla, ziyadesiyle sınırlandırılmıştır. Yunanca’daki "psychē" kelimesinin anlamını biraz önce açıklamıştım fakat konuyu kavramak açısından biraz daha derine inelim. Türkçeye "ruh" olarak çevrilen "psychē", ilk olarak Homeros'un eserlerinde "nefes" veya "can" anlamında kullanılmıştır. Bu sözcük zamanla, "insanın bedeni dışında kalan ölümsüz ve manevi yanını" ifade etmeye başlamıştır. Antik Yunan filozofları, özellikle Aristoteles, "psychē" kavramını insanın zihinsel ve ruhsal varoluşunu tartışırken ele almış olsalar bile, Platon’un felsefi sistemi içerisinde ise esasen metafiziksel bir kavrama işaret etmektedir. Ancak Akderin, bu zenginliği Türkçeye taşırken yeterince detaylı bir ayrım yapamamış, bu durum da çeviride anlamın sığ kalmasına neden olmuştur. Bir başka dikkat çekici nokta, Platon’un dilinde sıkça karşılaşılan, Sokrates’in soru-cevap yöntemi "elenchus"tur (Yunanca: ἔλεγχος). Bu yöntem, bir argümanın çeşitli yönlerini ortaya çıkararak karşıt görüşlerle yüzleşme ve eleştirel bir düşünce geliştirme sürecini temsil etmektedir. Akderin’in çevirisinde, bahsi geçen diyalektik yapının sadeliği korunmuş olsa da, Sokrates’in sorgulayıcı tavrının yarattığı heyecan, merak ve arzu hisleri çoğunlukla hissedilemez. Dolayısıyla eserin yaratmak istediği imaj eksik kalır. Misal, Sokrates’in belirli bir noktada karşısındaki kişiyi sıkıştırarak doğru cevaba yönlendirme çabası, ana dili Yunanca’da kullanılan vurgu ve tonlama aracılığıyla belirginleşir. Beyefendinin çevirisi ise metnin düz ve didaktik bir biçimde sunulmasına neden olmaktadır. Akderin’in çevirisi, esasen iki temel zorlukla karşı karşıya kalır: Birincisi, Platon’un felsefi dilinin Türkçeye aktarımındaki eksiklikler, ikincisi ise Yunanca’nın yapısal zenginliğini koruma çabası. Çeviri bilimi açısından bakıldığında, bir çevirmenin iki temel yaklaşım arasında bir denge kurması gerekir: "Yabancılaştırma" (foreignization) ve "yerelleştirme" (domestication). Akderin, yerelleştirme yolunu tercih ederek metni Türk okuruna daha anlaşılır kılmaya çalışmış, ancak metnin yabancı unsurlarını gereğinden fazla törpülemiştir. Platon’un metnindeki yabancılaştırıcı unsurlar (felsefi terminoloji ve düşünce tarzı) daha açık bir şekilde korunmuş olsaydı, metnin özgün atmosferi okuyucuya daha net, iyi ve açıkça yansıtılabilirdi. Misal, Platon’un "logos" (Yunanca: λόγος) terimini ele alalım. "Logos", Yunanca’da hem “söz” hem “akıl” hem "mantık" hem de "ilke" anlamına gelen, Platon’un felsefesinde merkezi rol oynayan bir kavramdır. Akderin bu terimi Türkçeye “düşünce” olarak çevirmiştir fakat bu çeviri, "logos"un Platoncu bağlamındaki anlamını neredeyse hiç karşılamaz. "Logos", tıpkı az önce de belirttiğim gibi, evrenin düzeni, aklın ve mantığın işleyişi, hatta metafiziksel bir ilkedir. Dolayısıyla bu terimin daha derin bir şekilde açıklanması ve çeviride tam anlamıyla karşılanması gerekirdi. Antik dünyaya ait metinleri modern dillere çevirme işi sadece bir dil aktarımı değil, düşünsel bir yolculuktur da. Furkan Akderin Bey’in çevirisi, düşünsel bir yolculuğun Türkçedeki pek de başarılı olmayan bir adımıdır, daha derin bir felsefi katman sunmak açısından eksiklikler barındırmaktadır. Elbette ki çevirilerin birçoğu her zaman için en az bir eksiklik barındırmaktadır; çünkü hiçbir dil, bir diğerinin bütün katmanlarını tam anlamıyla yakalayamaz. Fakat bu katmanların Platon gibi bir filozofun metinlerinde korunması hayati bir öneme sahiptir, üstelik Türkçe gibi çok kapsamlı bir dilde... Akderin’in çevirisi, modern okur için metni erişilebilir kılmak adına bu hususu çok yerde feda etmiştir. Homeros, Platon ve Aristoteles başta olmak üzere diğer tüm Eski Çağ düşünürleri… Antik dünyanın büyük aydınları, dilin sadece bir iletişim aracı olmadığını, bir anlam taşıyıcısı olduğu gerçeğini biliyorlardı. "Modern" dünyada bu metinleri çevirmek, sadece kelimeleri doğru bir şekilde aktarmak değil, bu felsefi dillerin taşıdığı düşünsel ağırlığı yakalamak anlamına da gelmektedir. Her bir kelime, her bir deyim ve deyiş, o dönemin felsefi tartışmalarının ve kültürel bağlamının bir parçasıdır. Çevirinin dilbilgisel doğruluğu bir yana, Platon’un kavramsal dünyası Türkçeye aktarılırken de biraz daha fazla titizlik gösterilmeliydi. "Modern" çağ, antik dünyanın bilgelik ve erdem anlayışını unutmuş bir dünya görüşüne sahiptir. Platon, insanın en yüksek potansiyelini açığa çıkarma yolunda bir rehberdir. Ancak bu rehberliği anlayabilmek adına, kullandığı dili doğru bir şekilde çözümlemek ve çeviri sürecinde bu zenginliği korumak müthiş derecede gereklidir. Spesifik olarak Platon’u anlamak, sadece kelimelerini değil, düşünce yapısını da anlamaktır ve bu husus, modern dünyada yeniden keşfedilmesi gereken bir sanattır. Esenlikler.
Edebiyat
PhaidonPlaton (Eflatun) · Say Yayınları · 20131,014 okunma
··
995 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Furkan Bey’in çalışmalarında bir sıkıntı olduğunu çevirilerini okuduğumda buram buram hissediyor ama bir uzman gözüyle değerlendirildiği pek bir şey bulamıyordum yıllardır. Bu yazınızın ve gelecek olanların bir boşluğu dolduracağına hiç şüphe yok. Çok teşekkürler.
Dilay
Gönderi Sahibi
Doğruya en yakın olanı el birliğiyle bulmak ilk hedeflerimden biri. Konuşa konuşa başaracağız bunu. Maksat kimse yarım ya da yanlış işlerin peşinde olmasın. Çok teşekkür ederim ve keyifli okumalar dilerim.
Dilay
Gönderi Sahibi
Keşke tek sıkıntılı çevirisi bu olsa da susup otursak. Bazı kişilerin bu duruma pek de önem vermediğini, hatta gülüp geçtiğini biliyorum. Fakat tarihinin bile kesin olarak belirlenemediği eserlerin "tercüme" edilip bir kenara atılması, on yıllar, hatta yüzyıllar sonrasında oluşacak bilgi kirliliğinin önünü açmakta. Yanlış bir tercüme yanlış bir fikri, yanlış bir fikir yanlış bir tezi, yanlış bir tez yanlış bir cevabı, yanlış bir cevap ise zaten konu hakkında herhangi bir bilgi sahibi olmayan kişilerin zihinlerinde yanlış bir bilgiyi meydana getirir. Gün gelir, kulaktan kulağa oynarcasına, baştaki söz ile sondaki söz birbirine kristal bir çay bardağı ve bir kupa kadar bile benzemez. Özetle, önemli bir husustur bu. Gülünüp geçilmemeli, düşünülmeli ve düzeltilmelidir.