Bilinçsiz ve kontrolsüz bir nefretin kurbanı olan siyahi bir adam...
Kitabın konusu:
Kitap, ırkçılık üzerine yazılmış kısa bir öykü. Beyaz ırktan bir çocuğu kurtarmak üzere yangının ortasına dalan siyahi bir adamın yüzü dahil her yeri yandıktan sonra toplum tarafından nasıl dışlandığı anlatılıyor.
Kitap yorumum:
Öncelikle Canavar, benim yazardan okuduğum ilk kitap oldu. İşlediği konuyu ve vermek istediği mesaj güzeldi. Kitabın dili de akıcı ve anlaşılırdı. Ancak biraz daha detaylı anlatılsa okura daha da geçerdi diye düşünüyorum. Yine de Henry Johnson'ı üzülerek okudum her sayfada, o duyguyu hissedebildim yani.
Üzüldüğüm ve şaşırdığım bir diğer nokta ise şu oldu:
Kitabı okumadan önce yazarı da çok kısa araştırmıştım. Stephen Crane (1871-1900) savaş muhabirliği de yapmış, Amerika'nın önde gelen natüralist yazarlarından birisi ve tıpkı Canavar gibi başka kısa öyküleri de bulunmakta. Onları da merak ettiğim için okuyacağım fakat kitabın içinde bir karakterin düşüncelerinden bahsederken tüm Türklerin denizde boğularak ö|mesi gerektiğine dair bir cümle yazıyordu. Bu cümle beni oldukça şaşırttı. Yazarın gazetecilik geçmişini de göz önünde bulundurarak bu cümleleri yazma cüretinde bulunduğunu varsayıyorum zira o sahnede sadece Türklerden değil Ermenilerden, Çinli kadınların durumlarından, Amerika'daki Kübalı isyancılardan da bahsetmişti. Hiçbiri Türkler hakkında yazdığı kadar şiddetli (!) olmasa da...
Yazarları yazdıkları her cümleyle yargılamak doğru değil bana göre çünkü belki de karakterine bunu söyleterek bir noktaya dikkat çekmek ya da okuru farklı bir noktaya yönlendirmek istemiş olabilir diye düşünürüm hep. Yine de Türkler hakkında yazdığı o cümleden sonra kitaba objektif bir gözle bakamıyorum galiba. Bir yazarın neden böyle düşündüğünü ve bunları yazdığını merak ettiğimden diğer kitaplarını da alabilirim ileride.
Başka kitaplarda görüşmek üzere... <3
CanavarStephen Crane