“Yüce ya da üstün insan canavarları yener, bilmeceler sorar, ama bilmecenin ve canavarın kendisi olduğunu bilmez” Gilles Deleuze
Isaac Bashevis Singer'in Meşuga romanı, 2. Dünya Savaşı'nın ardından 40'ların New York'unda geçiyor ve Yahudi diasporasının bu zorlu dönemdeki yaşamını, varoluşsal sorunlarını ve aşk ilişkilerini konu alıyor. Polonya'daki savaş sırasında kaçıp kurtulan romanın merkezindeki yazarın alter-egosu, New York'ta hayatta kalmaya çalışırken geçmişiyle hesaplaşmak zorundadır, bu arada Holokost-zede arkadaşlarıyla şans eseri bir bir karşılaşıp, o sevinç yüküyle karışık bir aşk üçgenine bile sürüklenir. Özgürlüklerine yeni kavuşan Yahudi cemaatinin karmaşık ilişkiler ağına, travmalarına ve ahlaki çatışmalarına -yabancı şehirdeki bohem yabancılar romantizmiyle- ışık tutan roman, bir dönemin toplumsal çöküşünü bireyler üzerinden gözler önüne seriyor.
Karakterler, geçmişlerinin canavarlarıyla savaşmaya çalışırken, aslında bu canavarların bir parçası olduklarını fark etmezler. Savaşın ve soykırımın getirdiği travmalarla boğuşurken, kendi içlerindeki kaosu (ve deliliği) tam anlamıyla kavrayamazlar. Hayatlarındaki karmaşıklık, ahlaki ikilemler içsel çatışmalarının dışavurumu gibidir. Yüce bir amacın peşinden gitmek, aşk ve anlam arayışı içinde olmak, yıkımdan bir kaçış gibi görünse de, karakterlerin de bu yıkımın bir parçası olduklarını anlamaları zaman alır.
Sonunda 'Kapo'ya (Nazi işbirlikçisi esir) bağlanması apaçık bir düşmanlık olmasına rağmen Holokost'ta bile Nazi-Yahudi ilişkilerinin griftliğini koruması gerçeğini yansıtıyor ki kitapta işlenen tüm bohemlikler, yeni bir ülkenin kurulması gibi konular bu canavarca gerçek karşısında gölgede kalıyor. Yalnız romana da adını veren 'Meşuga' yani delilik burada bitmiyor. Yazar delice bir hamleyle bu canavarlığa herhangi bir karşılık vermeyi değil affetmeyi seçiyor. Canavarlıkların son bulması ancak milliyetçilik vs. gibi toplumsal yargıların tükendiği, elimizde insanlığımızdan başka bir şeyin kalmadığı, vicdanımızdaki o en derin ve o en hüzünlü alanda mümkündür. Bu süreç vicdanın en derin noktasına inen delinin yolculuğudur.
“Sevgi büyüklüktür ama affetmek sevgiden de büyüktür.” Selahaddin Eyyubi