Puan vermedi·330 syf.····Okunma: 25 Eylül 2024 11:28 "Bir salgında suçlu yoktur, herkes kurbandır."
Mi acaba. Ucu açık bir cümle. Bir salgın başladıktan sonra bir kere herkes sorumludur, yaşadık gördük. Sonuçta bir salgın atlattık, dünyayı gördük. Ben aşı filan olmadım ama aşı olanlar gibi de ortada fink atmadım. Mesela aşı olmadığım için durmadan mobbing tarifesine girdim ama iş dışında neredeyse hiç dışarı çıkmadığım için takdir görmedim. Çünkü 'zaten kördü' dediler... Neyse. Yani bir salgın başladıktan sonra maddi manevi herkes sorumlu, dolayısıyla bazıları sorumsuzluğundan dolayı suçludur. Hiçbir hastalık yoktan var olmuyor. Oladabilir de olmamış, şimdiye kadar her salgına bir sebep bulunmuş. Yoksa gökten kuşlar da bırakır bırakacağını, inancımız tam. Madem böyle salgında bir işi başlatan vardır her zaman. Bir kişi de olabilir bir fabrika da bir zümre de. Ne fark eder? Başladıktan sonra herkese paylaştırılır bu.
Körlük'te okuduğumuz bilindik manada bir salgın değil ama ben kafamda bağdaştırdığım için mi bilmiyorum ama çok farklı görmedim. Bu kitabı bir grup arkadaşla Eylül kitabı diye okuduk, onların aksine bana bir kişinin kör olmamış olması tuhaf gelmedi. O bir kişi insanlığın tutunduğu daldı. Bazı yerlerde verdiği kararlar bunu anlamama yetti. İnsanların salgında önceki hayatı ile sonraki hayatı arasında uçurum yoktu mesela. Bu da bir kıstas. Sadece birileri bizi gözetlerken full berrak kötülüğe cesaret edemiyoruz. Bunu iki yüzlü davranmaya alışmış olanlar daha iyi bilir. Yoksa hoparlör de taksak, altın madalya ile de gezsek beş para etmez; kötü kötüdür. İçindeki dışarı çıkmaya her an hazırdır. Böyle berbat bir salgın da bunu körükler en fazla. Ben dünyada sadece maddi salgınlar görmedim ki körlük'e şaşırayım, bir Filistini yediler herkes gözünü kapatıp kendine gece yaptı. O körlük olmuyor mu? Dik alâsı. Ama iyi miyiz, müthişiz. Kendi çocuklarımızı seviyor muyuz, hem ne biçim. Utanmadan devam ediyor muyuz, öyle böyle değil. Bizden kör olmayan var mı, çok şükür az da olsa var. Onlar hem kendini hem bizim insanlığımızı kurtarmaya çalışıyor.
Körlük'ü bu üçüncü okuyuşum ve ilk okuyuşum pandemi zamanıydı. Haliyle o zaman farklı bir psikoloji ile okumuştum, ikinci okuyuşumu göz ameliyatından sonra yaptım ; o zaman da görme hissine acayip bir ihtiyaç gibi bakıyordum, bu kez anca gerçek manasını idrak ettim. Çünkü asıl olay manevi körlükmüş. Bunun için üç kez okumak gerekiyor muydu bilemem, ben de farklı işliyor demek ki. Ama şunu biliyorum; okumalarımdan ihtiyacım kadarını alıyorum. Yani bir kitabın tamamını anlayacağım diye uğraşmıyorum. Kimseyi yargılamak istemem ama böyle bir şey mümkün değil zaten.
"Körler dünyasında yaşayıp gözleri gören biri olmanın ne demek olduğunu bilmiyorsunuz siz, bilemezsiniz, ben bir kraliçe değilim, hayır, gözleri dehşeti görsün diye dünyaya gelmiş bir kadınım yalnızca, siz o dehşeti duyumsuyorsunuz, bana gelince, hem duyumsuyor hem de gözlerimle görüyor..."
Bu ifadeleri ben, Goethe'nin "Dünya hassas kalpler için bir cehennemdir." sözüyle bağdaştırdım. Farkındalık her zaman iyi bir şey olmuyor. Burada doktorun karısının ıstırabı tam olarak öyle bir şey, maddi manevi kör olmamış biri için körlük salgının ortasında kalmak çok zordur eminim. Geçen gün bir arkadaşıma bazı hislerimi anlattım bana çok yorucusun dedi, bilmiyor, ona anlatırken ne kadar yorulduğumu gerçek anlamda bilmiyor, ya da böyle yaşamanın yoruculuğunu bilmiyor ve bu yorgunluğun paylaşılamaz olduğunu da, yoksa öyle diyemezdi. YAPACAK BİR ŞEY YOK. yazarın çok gerçek tespitleri var, işte okunmaya değer bir kitap.