Gönderi

‘kitap okuyarak dünyayı dolaşıyorum’
10/10
·222 syf.··
Beğendi
·
2022 55. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Temmuz 2022 13:53
Bu romanla birlikte Aydın’ın Nazilli kazası Kuyucak Köyü’ne doğru yolculuğa çıkıyoruz, yıl 1903. Türk edebiyatının ilk kasaba romanı olarak kabul edilen Kuyucaklı Yusuf, Sabahattin Ali’nin yazdığı ilk roman. Bu romana kadar Sabahattin Ali öykücülüğü ve şairliği ile biliniyor. Yazar 1931 yılında Aydın Cezaevi’nde yatarken tanıştığı Yusuf isimli bir mahkumun hayatından esinlenerek bu romanı kaleme alıyor. Sabahattin Ali, Cevdet Kudret Solak‘la yaptığı bir söyleşi esnasında kitabı üç cilt olarak tasarladığını beyan ediyor. Eğer ömrü yetse ve seriyi tamamlamış olsa, ikinci cildin Çineli Kübra adıyla Kübra’yı, üçüncü cildin de dağdan şehre inen Yusuf’un dünyasını konu alacağını bildirmiş. Kitabın yazım ve basım süreci oldukça çetrefilli geçiyor. İlk olarak yeni Anadolu Gazetesi’nde tefrika edilmeye başlanan kitap, ücret anlaşmazlığından dolayı tamamlanamıyor, sonrasında sırayla Projektör ve Varlık Dergisi’nde tefrika olarak yayınlanmaya başlasa da çeşitli anlaşmazlıklar sonucu yine yarım kalıyor. En nihayetinde Tan Gazetesi’nde tamamı tefrika ediliyor. 1937 yılında ise Yeni Kitapçı Yayınevi tarafından roman olarak ilk baskısı yayınlanıyor. Kitap basıldıktan bir süre sonra ‘halkı askerlikten ve aile hayatından soğuttuğu’ gerekçesiyle toplatılıyor, mahkeme sürecinde kitap aklandıktan sonra tekrar yayınlanıyor. ”Bizim küçük Anadolu şehirlerimizde bu müzmin evlenme hastalığı daima hüküm sürmektedir. En kuvvetliler bile bir iki sene dayanabildikten sonra bu amansız mikroptan yakalarını kurtaramazlar ve kör gibi, önlerine ilk çıkanla evleniverirler. Tabii bu evlenmede herhangi bir müşterek hayattan ziyade, erkek için evde bir kadın bulunması; kız için de "münasipçe bir kısmet" varken kaçırılmaması düşünülmüştür. Bu izdivaç mikrobu evlendikten sonra faaliyetine başlar: Evvelce birtakım emelleri olan, yükselmek, kendini göstermek, eser vermek isteyen adamlara bir kalenderlik, bir lakaytlık gelir. Evde meram anlatmaya asla imkân olmayan, seviyesi, ahlak telakkisi, dünyayı: görüşü ve itiyatları büsbütün ayrı bir mahlukla daimi bir beraberlik insanı dış hayatta da bedbin yapar ve bütün insanlardan şüpheye düşürür. Evlendikten sonra bir adamın bütün gayesi ve istikbal düşüncesi, bir kere içine girmiş bulunduğu ve şimdi mukadder telakki ettiği bu belayı ses çıkarmadan ve dosta düşmana pek belli etmeden sürükleyip götürmek, onda herkes tarafından söylenen, fakat kimse tarafından bulunamayan meziyetler ve saadetler araştırmaktır.” Özellikle kitapta yer alan bu cümleler bu yargının sebebi, ki Sabahattin Ali’ye hak vermemek mümkün değil muazzam tespiti karşısında. Kitabın konusuna gelecek olursak, Kuyucak Köyü’nü basan eşkiyalar henüz 9 yaşında olan Yusuf’un gözleri önünde anne ve babasını öldürürler. Ertesi gün olayı tahkikat için köye giden kaza kaymakamı Selahattin Bey, Yusuf’un kalender halinden etkilenir ve onu evlatlık edinir. Selahattin Bey’in eşi Şahinde Hanım bu durumdan hoşlanmaz. Yusuf bu yabancı ailenin küçük kızı Muazzez‘e yakınlık duyar, bir tek onunla samimi bir ilişki kurar. Aile, kaymakamın Balıkesir’e tayin olması üzerine Edremit kasabasına taşınır. Yusuf ile Muazzez arasındaki bu samimi ilişki ileride olayların akışının değişmesine sebep olur. Roman boyunca Yusuf’un büyüdüğü kasabaya yabancılaşması, içindeki köy hayatından kopamaması anlatılır. Yusuf karakter olarak duygusuz, heyecansız, sessiz, hayata karşı kayıtsızdır. Yetimliğini içinden atamayan Yusuf Muazzez’i bile özgürce sevemez, isteyemez. “Hayatta hiçbir şey ona kıymetli görünmemiş, peşinden koşmak, erişmek, sahip olmak arzusunu vermemişti. Etrafına daima bir yabancı gözüyle bakmış, hiçbir yere bağlanmak arzusu duymamış, bu yalnızlığının gururu içinde, memnun olmaya çalışmıştı. Şimdi ilk defa bir şey istiyor, hem de korkunç bir şiddetle istiyordu. Fakat niçin bu istek bir imkânsızlıkla beraber gelmişti? Niçin hayatının bu en büyük arzusunu, şimdiye kadar belki yine içinde, fakat en gizli yerlerde saklı duran bu arzuyu, hapsedildiği yeri parçalayarak ortaya çıkar çıkmaz, öldürmeye mecbur kalıyordu?.. Niçin? Kimin için?..” (Bu satırları defalarca okudum) Yusuf yaşadığı toplumla uyuşamaz, toplumun uzağında kalır, yaşadığı kimlik sorununun yanında kendi değerlerine sahip çıkmaya çalışır. Kasaba hayatını bir türlü sahiplenemeyen Yusuf’un, bir yere ait olduğu fakat ait olduğu yerin burası olmadığı, içinde bir güç olduğu ama bu gücünün ne olduğunu anlayamadığı, hayatta ne işe yaradığını bilmediği, sürekli kendini sorguladığı, içsel çatışmalarına kitapta geniş yer verilir. Romanın temelinde kasabanın zengin ve nüfuzlu eşrafına karşı Kuyucaklı Yusuf’un mücadelesi anlatılır. Sabahattin Ali, Kuyucaklı Yusuf romanıyla yazıldığı dönemin öyle bir fotoğrafını çekmiş ki… Bir cinayetin örtbas edilmesi, yaşanan tecavüz olayı, kamu çalışanlarının güvensiz tutumu, ekonomik ve toplumsal gücü elinde bulunduranlara karşı kasaba halkının çaresizliğini öyle bir yazmış ki… Hem çok sade ifade etmiş, hem de ustaca… Yorumlamamış, önümüze dönemin sosyal, tarihsel ve toplumsal yapısının fotoğrafını koymuş, yorumu okuyucusuna bırakmış. Bir cinayetle başlayıp bir ölümle biten roman, toplumcu gerçeklikle kaleme alınmış. Romanın bugüne kadar yoğun bir şekilde okunuyor olmasının sebebi, dönemin taşrasını olduğu gibi aktarmasının yanında Sabahattin Ali’nin edebi niteliğidir. Her anlamda ben kitabı yeterli buldum, mutlaka okunmalı. Sabahattin Ali'nin bu eseri MEB Ortaöğretim 100 Temel Eser Listesi’nde yer almakta, değeri sonradan bilinen kitaplardan. Kitabın son bölümünde yer alan Ahmet Oktay’ın ‘Bir Yetimin Romanı’ başlıklı kitabın analizini yaptığı yazısı da roman kadar nitelikliydi.
Edebiyat
Kuyucaklı YusufSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025210,4bin okunma
··
8,3bin Gösterim
5 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Sabahattin Ali yaşasa kimbilir ne şiirler yazarmış diye düşündüğüm zamanlar hayatının son 10 yılında hiç şiir yazmadığını bilmiyordum. Bülent Parlak 'ta aynı şeyi yapmıştı şiiri bırakmıştı... Şiir gençken yazılır, yaşlanınca uzlaşmacı oluyor diyordu, şiir anlaşmayı red eder, oysa ki yazılarının şiirlerinden eksik kalır tarafı yoktu ikisinin de. Başını belaya sokacak derecede ağır bir sistem eleştirisiydi Kuyucaklı Yusuf ve Sırça Köşk... Sabahattin Ali göçüp gitti, biz daha onun anlattığı konulara gelemedik bile... saygıyla....
Semra YAPAL
Gönderi Sahibi
Sabahattin Ali; Sinop Cezaevi’nde Nazım Hikmet’in yönlendirmesi ile hikayeciliğe ağırlık vermiş, şairliğini pek beğenmemiş Nazım ☺️
Yiğidin hakkını vermek lazım @smra_yapal hanım lezzetli bir inceleme okuma fırsatını bize sunduğunuz için çok teşekkürler.
Semra YAPAL
Gönderi Sahibi
Ben teşekkür ederim vakit ayırıp okudunuz için 🙏
İkinci sefere sıra geldi bu yorumdan sonra.
Semra YAPAL
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim, benim de ikinci defa okuyuşum bu güzel kitabı ☺️
Kaleminize sağlık harika bir inceleme
Semra YAPAL
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim 🙏