Gönderi

Bir Kadın
7/10
·64 syf.··
2024 2. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 04 Eylül 2024 23:48
Nobel ödüllü bu kitap daha ilk cümlesi ile direkt Albert Camus’nun “Yabancı” romanını akla getiriyor. Yazar bilerek kitabına annesinin ölümüyle başlayarak atıf yaptığını düşünüyorum. Yabancı romanında da “annem öldü, belki de dün bilmiyorum” diye başlıyordu. Camus’nun Yabancı’sında karakter yaşama, acıya karşı duyarsızlaşıp yabancılaşmasından dolayı son noktada kadere boyun eğip razı geliyordu. Bu kitaptaki anne ise yazgısına boyun eğmiyor belki de bu yüzden yazar bu şekilde bir giriş yapmak istemiştir. Bu romanda yazarın annesinin ölümüne karşı hissettiği dehşet duygusunu aşamıyor yaklaşık üç hafta sonra annesinin gerçekten öldüğünü anlayıp bununla baş etmek için bu kitabı yazmaya başlıyor. Özellikle kitabın sonunda annesinin yaşadığı dönemdeki mücadelesiyle tarihin bir parçası olması gerektiğini söylüyor. Sanayi toplumu ile birlikte insanlar arasındaki sınıf farklılıklarının bariz bir şekilde ortaya çıktığını annesinin yaşamı üzerinden anlatmaya çalışmış. Annesi her zaman mücadeleci biri olmuş, toplumun ona dayattığı, ondan beklediği yaşamı reddederek kendi yaşamını kurmaya çalışmış, kendi öz benliğini yaratmaya çalışmış bir karakter olarak anlatılıyor. Hatta annesinin fabrikada çalışmaya başladıktan sonra artık kendisini köylü sınıfı karşısında daha üst bir sınıf olarak görüp bununla gurur duymaya başladığını söylüyor. Aslında burada yazar sanayileşme ile birlikte kapitalizmin yarattığı sınıf farkına ve işçi sınıfının özgürlük yanılsaması içerisinde modern köleler olduklarına dikkat çekiyor. Fabrikalarda çalışmak insanlar için gurur verici bir şey olarak görünüyor. Yazar yine de annesinin her şeye rağmen bulunduğu toplumun kültürüne karşı ayakta durma çabasını her zaman takdir etmiştir. Kız çocuklarının okutulmadığı bir toplumda annesinin eline geçen her şeyi okumasını, sanata, tiyatroya, sinemaya ilgi duymasını, toplumda aşağı bir konumda bulunduğunu görüp buna baş kaldırması böyle yargılanmayı reddetmesine bağlar. Bunlar aynı zamanda kendisine bir statü kazandırmıştır. Bununla birlikte hakkını savunan, dobra, sert ve gururlu olmasını annesinin güçlü kişiliğine bağlar. Burada kapitalizmin işçi sınıfının kendine yabancılaşıp kendini gerçekleştirmesine hayatı yaşamasına engel olmasına karşın annesi bunu reddedip kendini bir yaşam belirlemeye çalışmıştır. Ama daha sonra annesinin bu öğrenme çabası ve eğitimli olma çabasını şu şekilde eleştirir: “Eğitimli olmayı istemekle eğitimli olmak arasında uçurum olduğunu keşfettim.” Annesi her ne kadar eğitimli olmak için çabalasa da gerçekten eğitimli olmadığını eşinin ailesiyle tanıştıktan sonra onların yaşam tarzını gördükten sonra bunu anladığını fark ediyor. Kitap boyunca yazar annesinin hem iyi yanlarını hem kötü yanlarını anlatıyor ama annesine karşı sevgisi ve saygısı her zaman hatırladığı gibi kalmasını istiyor. Yazarın ergenlik döneminde annesinin sürekli kendisine kontrolcü yaklaşması kıyafetlerine karışması eve geç gelmesi konusunda sürekli uyarmasına karşın annesinin babasıyla evlenmeden önce de bazı şeyler yaşadığını halasından öğrenince halasını susturur. Annesini saygı duyduğu o güçlü ve ilkeli kadın olarak hatırlamak istiyor. Annesi aslında kendisinin yaptığı şeyleri kızının da yapmasından korkarak kızı üzerinde baskı kurduğunu görebiliyoruz çünkü kendisinin ailesi de ona karşı bu şekilde yaklaşmış. Her anne baba kendi ebeveynlerinden ne görüyorsa çocuklarına onu aktarıyor aslında ama tabii her nesilde yazgı ve tabu biraz daha kırılıyor elbette. Özellikle toplum ve aile baskısı gören kız çocukları kendi olmak ve toplumun istediği kişi olmak arasındaki mücadeleyi vermiş, bu mücadelede kırılan her zincir yazgının önüne geçebilmek için bir adım olmuştur. Elbette tam anlamıyla bu zincirler kırılmadığı için her çocuk bazen annesinin kaderini yaşayabiliyor. Bununla birlikte kitaptaki en önemli cümlelerden biri bence “herkesin tanıdıgı bir anneydi kısacası halka mal olmuştu” burada anlattığı anne profili aslında hepimizin annesiydi, o anne herkesin annesiydi , her anne hem kendi yazgısı için çabalamış hem de kendi çocuğu için çocuğunun geleceği için mücadele vermiştir. Yazarın annesini kızının geleceği için çalışmış çabalamış yorulmuş hepimizin annesiydi aslında. Ayrıca annesinin “olduğu kişiyle” aynı zamanda gurur duymuş anlatılardan gördüğümüz kadarıyla annesinin olduğu kişi de geçmiş yaşantılar ve toplumsal örüntülere bağlı olarak şekillenmişti ve annesi bu konuda büyük bir savaşçıydı. Yazar bu kitapla bir kız çocuğunun annesi ile kurduğu bağın ne kadar güçlü olduğunu ve ölümün bu hayatta kabullenilmesi en zor şey olduğunu çok iyi bir şekilde yazar bize vermiştir.
Edebiyat
Bir KadınAnnie Ernaux · Can Yayınları · 20233,850 okunma
·
83 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.